Konumuz iman–amel ilişkisiyle alakalıdır.
İman “Allah var” demek değil; O’nu tanımak, O’na göre yaşamak ve günah karşısında kalbinin tarafını belli etmektir.
Kâinat İnkârı Çürütür
Hiçbir akıl sahibi: Bu düzene, bu sanata, bu hayata, sahipsiz diyemez. Bütün varlıkların delil olduğu ilim, irade ve kudret sahibi Yaratıcı’yı aslında inkâr edemez. Etmeye kalksa bile, bütün kâinat onu yalanlayacağı için susar, ilgisiz davranır. Ama ne yapar? İnkâr edemez, fakat lâkayd kalır.Yani: Mesele inkâr değil, yüz çevirmek.
Hiçbir şuur sahibi inkâr edemez dedik, bu ne demek?
İnkâr edemez, yani: İnsan “yok” diyebilir ama iç dünyasında bunu tam susturamaz. Çünkü: Güneş, kudret delili. Hayat, rahmet delili. Nizam, ilim delili. Yani bütün kâinat: “Bir Yaratıcı var” diye bağırıyor. Bu yüzden: Hakiki inkâr mümkün değil. Olsa olsa görmezden gelme (lâkaydlık) olur.
Kâinat Allah’ı gösterir. Akıl bunu inkâr edemez. İnsan kaçmak için lâkayd olur. Gerçek iman, bilinç, kabul ve teslimiyet. Evet, günah devam ederse imanı öldürebilir ama umursamazlık da imanı söndürür.
İman sadece kabul değil. Burada imanın tarifi var:
İman sadece: “Allah var” demek değil. Gerçek iman şunları ister: Kalben tasdik etmek, içten kabul. Kur’an’ın öğrettiği şekilde Allah’ı isimleriyle ve sıfatlarıyla tanımak, bilmek. Kâinatı delil olarak okumak.. Bütün kâinatın şahitliğine dayanarak kalben tasdik etmek. Peygamberi kabul etmek. Peygamberleriyle gönderdiği emirlere karşı duyarlı olmak.Her hadisede O’nın izini imzasını görmek. Kör taklit değil, şuur… Yani: İman, şuurlu bağ, kalp ve teslimiyettir.
En kritik yer: Günah Karşısındaki Halin
Günah işlemek iman için büyük risk ama günaha karşı tavır da önemli derecede belirleyicidir. İmanı olan da günah işler. İki tip insan üzerinden bakalım:
Mü’min tipi: Günah işler. İçten sıkılır, rahatsız olur. Tövbeye koşar. Bu adamın imanı var.
Tehlikeli tip: Günah işler. Rahat. Umursamaz. “Boş ver” der. Tövbe etmez.
Eğer kişi büyük günahları rahatça işler, tövbe etmez ve umursamazsa, bu onun imandan nasibi olmadığını gösterir.
Yani mesele: Günah değil, günaha karşı kalbin tepkisi.
Pişmanlık yoksa iman alarm veriyor.
En büyük tehlikelerden birisidir:
Bugünün insanı: İnkâr etmiyor. Tartışmıyor. Savaşmıyor. Sadece umursamıyor. İşte en tehlikeli hâl: Lâkaydlık (duyarsızlık).
Kâinat seni imana zorluyor. Ama sen kaçabilirsin (lâkaydlıkla).
Gerçek iman: Bilinçli. Derin. Sorumluluk taşıyan.
Sadece günah değil, günaha alışmak ve umursamamak da en az onun kadar imanın düşmanıdır.
İnsan neden inkârda ısrar etmez? Çünkü: Tartışmaya girse kaybedecek. Deliller çok açık. O yüzden ne yapar? “Boş ver ya” moduna girer. Yani bilinçli kaçış.Bu modern insanın en büyük hastalığı: İnkâr değil, umursamazlık.
Günlük hayattan misal…
Bir adam düşün: Yalan söylüyor. Harama bakıyor. Namazı boşluyor.
İki ihtimal var: İçten içe: “Yanlış yapıyorum ya…”
Bu adam kurtulur (iman çalışıyor).
Diğeri: “Herkes yapıyor zaten”. İşte tehlike burada.
Günümüze Bakan Tarafı…
Bugünün insanı: Ateistten çok umursamaz. İnkârcıdan çok ertelemiş.Günahkârdan çok pişman olmayan. “
Kalbinde rahatsızlık yoksa, problem büyük.”
Lâkaydlıktan nasıl çıkarız?
Kâinatı Okuma Alışkanlığı Geliştirmek
Her gün 5-10 dakika “bu düzen nasıl sahipsiz olabilir?” diye düşünelim. Güneşe, hayata, DNA’ya, vicdanımıza bakalım. Bu, imanı soyut bir kabulden somut bir hayrete çevirir.
Sabah namazından sonra 2-3 dakika sadece gökyüzüne bakıp “Bu ne muhteşem bir sanat” demek bile çok işe yarıyor.
Günah karşısında “iç savaş”ı takip etmek
Her günah sonrası kendimize şu 3 soruyu soralım (içimizden, samimi): İçimde bir sıkıntı, rahatsızlık var mı? “Boş ver” diye kestirip atıyor muyum? Tövbe etme isteğim var mı, yoksa erteleyip gidiyor muyum? Bu üç sorunun cevabı, imanımızın nabzını ölçer. Rahatsızlık varsa iman yaşıyor demektir. Sessizlik varsa alarm zili çalıyor.
Umursamazlığın bir ilacı, küçük ve tekrarlanan sorumluluklardır:
Her gün 1 rekât nafile namaz (sadece 2 dakika).
Her gün 1 sayfa Kur’an (5 dakika).
Her gün 1 kez “Allah’ım, bugün seni umursamadığım anlar olduysa affet” demek
Bunlar çok küçük ama düzenli yapılırsa, kalp yavaş yavaş “boş ver” modundan çıkar.
Pişmanlık Kasını Çalıştırmak
Her akşam yatmadan önce 30 saniye: “Bugün hangi konuda kalbim rahatsız oldu?” diye düşünelim.
Rahatsızlık yoksa “Neden rahatsız olmadım?” diye soralım.
Bu basit muhasebe, bahsettiğimiz “iç savaş”ı başlatır.
Modern lâkaydlığa karşı “şuur” silahı
Sosyal medya, dizi, iş temposu insanı devamlı “boş ver” moduna sokuyor.
Haftada bir gün telefonu 1 saat tamamen kapatıp sadece kâinatı, İslam dünyasının dertlerini ve Allah’ı düşün. Bu, “lâkaydlık” dediğimiz virüse karşı en etkili aşı.
Netice: İman, kâinatın şahitliğini kabul edip Allah’a yönelmektir. Ama onun gerçekliği, günah karşısındaki vicdanınla ölçülür. İnkâr etmek zor, görmezden gelmek kolaydır. İman dilde değil, günah anındaki kalpte belli olur. Günah değil, günaha alışmak öldürür. Kalp rahatsız olmuyorsa, tehlike başlamıştır. İman varsa iç savaş vardır; yoksa sessizlik.
Son Söz: Bu yazı, insanları “günahkâr mıyım, imansız mıyım?” diye korkutmak yerine “kalbim hâlâ vicdanlı mı?” diye kendine bakmaya çağırmaktadır. İman, sadece “Allah var” demek değil; kalpte tasdik, yaşantıda teslimiyet, günah karşısında vicdanın tavrıdır.






İlk yorum yapan siz olun