İki Büyük Sualin Kalbinde Duran Mesele
İnsan gözünü açıyor, kâinata bakıyor:
Bir tarafta muazzam bir güzellik…
Bir tarafta ise hastalıklar, ölümler, felaketler…
Ve ister istemez şu iki soru doğuyor:
“Madem kâinat baştanbaşa güzellik, cemal ve adaletle kuşatılmış; o halde gözümüzün önündeki bu çirkinlikler, musibetler, hastalıklar ve ölümler nedir?”
Ve ikinci, daha sarsıcı soru:
“Peki, genel olarak bir hikmet var diyelim… Ama sonsuz merhamet sahibi bir Zât, neden bîçare, zayıf, tek tek insanları musibetlere maruz bırakıyor?”
Bu iki sual, aslında bütün insanlığın ortak yarasıdır.
Bu yarayı pansuman yetmez; kökünden tedavi etmeliyiz.
Birinci Sır: “Şer” Dediğin Şey, Çoğu Zaman Perdeli Bir Hayırdır
Temel prensibimiz şudur: “Çok hayırlara kapı açan küçük bir şer, aslında hayırdır.”
Yani meseleye sadece görünen yüzünden bakarsan yanılırsın.
Parça Kötü, Bütün Güzel
Bir tablo düşün: Siyah bir leke var diye tablo çirkin olmaz.
Aksine o leke, güzelliği daha belirgin hale getirir.
Kâinat da aynen böyle: Küçük çirkinlikler büyük güzelliklerin ortaya çıkmasına hizmet eder.
Cüz’î şer küllî hayra vesile olur.
Yağmur Misali
Yağmur yağar: Çiftçi için rahmettir.
Ama hazırlıksız biri için zahmettir.
Şimdi soralım: Yağmur kötü mü?
Hayır. Kötü olan, kişinin durumu.
Yağmurun kendisi rahmettir.
Hastalık ve Musibetin Gizli Yüzü
Hastalık ilk bakışta çirkindir.
Ama: İnsana aczini öğretir. Duayı artırır. Kalbi yumuşatır. Günahlara kefaret olur.
Yani görünüşte zarar, hakikatte kazançtır.
Ölüm: Yokluk mu, Terhis mi?
En büyük “çirkinlik” gibi görünen şey: ölüm….
Ama iman der ki: Ölüm yokluk değil, vazife bitimidir, terhistir.
Daha güzel bir hayata geçiştir.
Bir asker terhis olunca ağlanmaz; çünkü evine gidiyor.
İnsan da ölümle, asıl yurduna gider.
Şeytanın Bile Hikmeti Var
Şaşırtıcı ama hakikat: Şeytan olmasa mücadele olmaz, irade gelişmez, insan yükselmez.
Yani: Şeytan bile dolaylı olarak hayra hizmet eder.
İkinci Sır: Neden Masum Gibi Görünen İnsanlar Musibet Yaşıyor?
İşte asıl düğüm burada.
“Tamam genel sistem güzel diyelim… Ama tek tek insanlar neden acı çekiyor?”
Bu sorunun cevabı üç büyük esasa dayanır:
- Kâinat Kanunla İşler (Adetullah)
Allah kâinatı rastgele yönetmez.
Bir düzen var: Yerçekimi. Hastalık sebepleri. Tabiat kanunları.
Bunlara “adetullah” denir.
Misal: Ateşe elini sokarsan yanarsın.
Bu, Allah’ın zulmü değil kanunun işlemesidir.
Eğer bu kanunlar bozulsa: Kâinatta düzen kalmaz. Hayat yaşanmaz.
Demek ki: Bazı acı neticeler, büyük düzenin korunması içindir.
- İmtihan Dünyasında Yaşıyoruz
Bu dünya: Rahat yeri değil imtihan yeridir.
Eğer: Hiç hastalık olmasa, hiç sıkıntı olmasa, o zaman: Sabır olmaz, şükür olmaz, iman ortaya çıkmaz.
Altın ateşte saflaşır. İnsan da musibetle olgunlaşır.
- Herkesin Payına Düşen Özel Bir Rahmet Var
En kritik nokta burası: Genel kanunlar işler ama… Allah her kuluna özel muamele eder.
Dua edenin duasını işitir. Sabredene manevi güç verir. Musibeti hafifletir. Kalbine ferahlık verir.
Yani: Musibet genel kanundan gelir, ama içindeki rahmet özeldir.
Görünen Çelişki Aslında Bir Denge
Şimdi iki tarafı birleştirelim:
| Görünen | Hakikat |
| Çirkinlik var | Ama büyük güzelliğe hizmet ediyor |
| Musibet var | Ama imtihan ve terakki için |
| Ölüm var | Ama ebedî hayata geçiş |
| Acı var | Ama içinde özel rahmet var |
Demek ki: Kâinatta mutlak çirkinlik yoktur. Sadece dar bakış vardır.
Netice: Rahmet, Her Şeyi Kuşatmıştır
Bütün mesele şu cümlede toplanır: Hayırlar doğrudan rahmetten gelir. Şerler ise dolaylıdır, geçicidir, araçtır.
Ve hakikat: Allah, kuluna zulmetmez. Kul, dar pencereden bakınca zulüm zanneder.
İşin özü şudur: Kâinatta görünen her “şer”, ya daha büyük bir hayrın kapısıdır ya da o hayra giden yolun mecburi bir basamağıdır.
Rahmet ise hem perde önünde hem perde arkasında kesintisiz işlemektedir.






İlk yorum yapan siz olun