İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Neden Acı Var: Musibet Perdesinde Rahmet

(Risale-i Nur Perspektifinden Bir Tahlil)

İnsan, kâinat sahnesinde en çok “musibet” karşısında sarsılır. Zira zahir nazar, hadiselerin yalnızca görünen yüzüne takılır; acıyı, kaybı ve ıstırabı mutlak şer telakki eder. Hâlbuki hakikat nazarıyla bakıldığında, musibet denilen hâdiselerin büyük bir kısmı, İlâhî rahmetin perde arkasındaki tecellilerinden başka bir şey değildir.

Bediüzzaman Said Nursî, bu hakikati veciz bir düsturla ifade eder: “Musibet, cinayet neticesi, mükâfat mukaddimesi, gaflet için bir ihtardır.” (Lem’alar)

Bu cümle, musibetin üç temel vechesini nazara verir: Bir cihetle kefaret, bir cihetle rahmete vesile, bir cihetle ikaz ve irşad.

Musibet: Zahiri Şer, Hakikatte Hayır

Kur’ân’ın şu düsturu, meselenin temelini teşkil eder: “Olur ki hoşlanmadığınız şey sizin için hayırlıdır…” (Bakara, 216)

Risale-i Nur’da bu hakikat şu şekilde açılır: “Şer, ademdir; hayır, vücuddur. Ekser şerler, hayrın terkinden gelir.” (Sözler)

Yani musibetlerin çoğu: Mutlak bir şer değil, bir hayrın eksikliği veya gecikmesidir.

Bu noktada insanın yanılgısı şudur: Neticeyi dünya ölçeğiyle ölçmek.

Hâlbuki İlâhî hikmet: Sonsuzluk (ahiret) ölçeğiyle hükmeder

Musibetlerin Kefaret Boyutu

Bediüzzaman, musibetlerin günahlara kefaret oluşunu açıkça ifade eder: “Musibetler, günahların affına vesiledir.” (Mektubat)

Hatta daha ileri giderek şöyle der: “Hastalıklar, musibetler, sabır şartıyla ibadet hükmüne geçer.” (Lem’alar)

Bu durumda musibet: Sadece bir ceza değil aynı zamanda manevî temizliktir.Adeta: Ruhun pasını silen bir ciladır

Musibetler Bir İhtar ve Uyandırmadır

İnsan çoğu zaman: Nimet içinde gaflete düşer. Rahatlıkta Rabbini unutur.

Bu noktada musibet devreye girer: “Gaflet içinde giden beşeri, musibet tokadıyla ikaz eder.” (Sözler)

Yani musibet: Yıkmak için değil uyandırmak içindir. Bu yönüyle bir nevi: İlâhî ikaz mektubudur.

Masumların Musibeti Meselesi

En çok zihinleri zorlayan sual şudur: “Masumlar neden musibet çeker?”

Risale-i Nur bu meseleyi birkaç temel esasla izah eder:

  1. Dünya imtihan meydanıdır. Dünya: Hikmet ve imtihan yeri. Ahiret: Adaletin tam tecelli ettiği yer. (Sözler)
  • Masum için musibet zayi değildir. “Masumların çektikleri zahmetler, onlar hakkında rahmete inkılap eder.” (Lem’alar)

Yani: Zahiri kayıp… Aslında uhrevî kazanç. Fani acı… Aslında baki mükâfat.

  • Kısa acı, uzun saadete vesiledir.

“Bir saatlik zahmet, ebedî saadete mukabil pek ucuzdur.” (Sözler)

Bu perspektifte: Musibet, bir “zarar” değil bir “yatırım” hükmüne geçer

Musibetlere Verilen Mana: Her Şeyi Değiştirir

Aynı musibet: İmansız nazarda: zulüm ve kaos. İman nazarında: hikmet ve rahmet.

Bediüzzaman bu farkı şöyle özetler: “İman, insanı insan eder; belki sultan eder.” (Sözler)

Çünkü iman: Olayı değiştirmez ama olayın anlamını değiştirir.

Musibet ve İnsan Sorumluluğu Dengesi

Önemli bir denge noktası:

Risale-i Nur’a göre: Musibetler hikmetlidir ama sebepler dairesi iptal edilmez.

“Cenâb-ı Hak, abdiyle muamelesinde esbabı perde yapar.” (Mektubat)

Yani: Tedbirsizlik sorumluluk doğurur. Hatalar kader diye örtülemez. Bu sebeple doğru yaklaşım: Tedbiri al, hikmeti ara, neticeye teslim ol.

Netice: Musibet Bir Perde, Arkasında Rahmet Var

Bütün bu hakikatler ışığında denilebilir ki:

Musibet: Görünüşte sert. İç yüzünde şefkatli.

Musibet: Zahiren dağıtır. Hakikatte toplar.

Musibet: Nefse ağır gelir. Ruha yükseliş getirir.

Bediüzzaman’ın şu cümlesi, meseleyi adeta mühürler: “Musibet zamanı uzun görünür; halbuki kısadır. Lezzet zamanı kısa görünür; halbuki uzundur.” (Lem’alar)

Nihai Hüküm

Musibetleri anlamak, kaderi çözmek değildir.

Musibetleri anlamak: Bakışı düzeltmektir. Zahiri perdeyi aşmaktır. Rahmeti görebilmektir.

Ve o zaman insan der ki: “Bu da geçti… ama bana çok şey öğretti.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir