Bilmemek mazeret olabilir… Ama bilip de kabul etmemek, işte asıl mesele burada başlar.
Hakikati görmek başka, onu kabullenmek bambaşka…
Nice insanlar vardır ki gerçeği bilir, ama nefsine ağır geldiği için yüz çevirir.
Sözde inanmak yetmez. Dil söyleyebilir… ama kalp susarsa fayda etmez.
Çünkü iman, sadece bilmek değil; kalben teslim olmaktır.
İşarat-ül İ’caz adlı tefsirde mealen: “Küfür, cehaletle ilgilidir. Ama kâfirler Hazret-i Muhammed’i (a.s.m.) tıpkı kendi evlâtları gibi tanıyorlardı.” Deniliyor.
Bunun cevabi izahında hemen her meselede olduğu gibi yine genelleme yapmadan küfrün bir tasnifi yapılıyor.
Biz de yazımızda bu tasnifin kısa bir çözümlemesini yapacağız.
Küfrün iki ana türü vardır:
Bilmediği için inkâr edenler. Bunlar bilgisizlikten dolayı inanmazlar.
Bildikleri hâlde inkâr edenler. Burada birkaç alt tür vardır:
- Bilen ama kabul etmeyenler. Bilgiye rağmen gönülden inanmazlar.
- Kesin bilgiye sahip ama itikadı olmayanlar. Bildiklerini kalben tasdik etmezler.
- Sözle tasdik eden ama vicdanla anlamayanlar. Dil ile onaylar ama içten ve ruhen kavrayamazlar.
Küfür ve cehalet ilişkisi:
Burada küfür “cehalet” ile ilişkilendiriliyor.
Yani bir kişi bir gerçeği bilmiyorsa veya doğru şekilde kavrayamıyorsa, onu inkâr etmiş olur.
Ama dikkat: cehalet sadece bilgisizlik değil, doğru bilgiyi işleme eksikliği de olabilir.
Kâfirlerin Hazret-i Peygamberi (asm.) tanıması enteresan bir noktadır.
Kâfirler Peygamber Efendimizi (asm.) hem fiziken hem de mesajlarıyla çok iyi tanıyorlardı, tıpkı bir aile üyesi kadar yakın.
Ama bu bilgi, iman etmeye yetmemiştir.
Bu, sadece bilgi sahibi olmanın iman için yeterli olmadığını gösteriyor.
Küfrün türleri:
Bilmediği için inkâr, saf cehalet. Kişi neyi bilmediğini bilmez; eksik bilgi veya yanlış eğitim kaynaklıdır.
Bildikleri hâlde inkâr, daha karmaşık ve bilinçli bir durum.
Bilen ama kabul etmeyenler. Aklıyla bilir, ama gönlü direnç gösterir.
Yakîn sahibi ama itikadı olmayanlar. Zihinsel doğruluğu kabul eder, ama kalpte iman yoktur.
Sözle tasdik eden ama vicdanî iz’anı olmayanlar. Diliyle inanır gibi söyler ama içi öyle değildir.Sözde inanır ama kalpten inanmaz.Ağzıyla kabul eder ama gönlü ikna olmaz.İnanıyorum der ama içten içe benimsemez. Manevi anlamda boşluk vardır.
Günlük Hayattan Misal
Bir öğrenci matematikte bir teoremi bilir ama ona inanmaz. Bilen ama kabul etmeyen.
Başka bir öğrenci teoremi kavrar ama kalben anlamaz, sadece sınav için ezberler. Sözle tasdik eden ama vicdanî iz’anı olmayan.
Özetle
Bediüzzaman burada küfrü basit bir “inanmamak” olarak değil, bilgi ve kalp düzeyinde farklı boyutları olan bir süreç olarak tanımlıyor.
Küfür sadece bilgisizlikten kaynaklanabileceği gibi, bilinçli reddediş, kalpte eksiklik veya yalnızca dil ile onaylamayla da ortaya çıkabilir.
Hakikati bilmek kurtarmaz. Kabul etmiyorsan o zaman asıl tehlike başlar. Sözde inanmak yetmez. Dil susmasa da kalp susabilir. İman, bilmek değil; teslim olmaktır.






İlk yorum yapan siz olun