İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gururlanma, Kendini O Günahkâr Adam Bil

“Muhakkak ki Allah, bu dini facir adamla da teyit ve takviye eder.”

Bir arkadaşımın milletten alacaklıymış gibi bir ruh haline sahip olduğuna şahid olduğumda şaşırmıştım. Sonra uzun yıllar hapis yatan veya çeşitli sıkıntılar çeken başka arkadaşlarda da aynı halet-i ruhiyeyi gördüm. Biz bu millet için ölümlere atıldık, gençliğimizi feda ettik, öyleyse bazı şeylere de hakkımız var anlayışı…

Halbuki biz Ülkücü Hareket içerisinde pozisyon almış insanlardık. Yani milletin genelinden bir farkımız vardı. Neydi o fark?

Ülkücülük, temelini milli ve İslami değerlerin sentezinden alan bir ideolojiydi. Bu kavram, sadece bir siyasi görüşü değil, aynı zamanda bir hayat biçimini ve belirli bir ideal (ülkü) uğruna adanmışlığı ifade ediyordu.

Baktığınız zaman herkes vatanını seviyordu, iyi de bizi diğer vatanperver insanlardan ayıran özellik ne idi?

İşte o fark adanmışlıktı.

Bunun bir ücreti olur mu? Millet seni ücretle tutmuş değil, seni zorlamış değil. Sen kendi iradenle bir tercih yaptın ve ben kendimi milletime adıyorum dedin. Peki, neden şimdi alacaklı gibi karşılık bekliyorsun?

Bu çelişki zihnimi zaman zaman meşgul ederdi.

Şimdi bu halet-i ruhiyenin tedavisi için bir kavramı yazı konusu yapıyoruz: “recul-i facir.”

Bu kavram şu rivayette geçer: “Şu muhakkak ki cennete ancak Müslümân nefis girer. Ve muhakkak ki Allah bu İslâm Dîni’ni (dilerse) elbette fâcir kişi ile de te’yîd edip kuvvetlendirir.”¨

Bediüzzaman hazretleri, 26. Söz yani Kader Risalesi’nde “Sen, ey riyakâr nefsim! “Dine hizmet ettim” diye gururlanma.” Diyerek şu mealde ifadeler kullanır:

“Ey gösterişe meyilli nefsim! “Ben dine hizmet ettim” diye böbürlenme. Çünkü Allah bu dini bazen günahkâr bir insanla da destekler. Sen tam arınmış biri olmadığın için, belki kendini o günahkâr adam gibi görmelisin. Yaptığın hizmeti ise şöyle bil: Bu, sana verilen nimetlerin bir şükrüdür; yaratılış vazifendir. Böyle düşün ki kendini beğenmekten ve gösterişten kurtulasın.

“Recul-i Fâcir” Kimdir?

“Recul-i fâcir” (الرجل الفاجر) demek: Günahkâr, iç dünyası tam temiz olmayan adam demektir.

Buradaki mana şu: Allah bazen dine hizmeti hak eden en mükemmel kullarla değil, kusurlu, hatta günahkâr insanlarla bile yaptırabilir.

Yani mesele senin ne kadar iyi olduğun değil, Allah’ın dini yaşatmayı murad etmesidir.

Bu yüzden anlamamız gereken şudur: “Belki sen o hizmet eden salih kişi değil, o işte kullanılan kusurlu bir adamsın.”

Hizmet, senin meziyetin değil, Allah’ın lütfu.

Başarı, senin hakkın değil, bir ikram.

Tavır, gurur değil, şükür olmalı.

Tam “nefs kıran” bir anlam. Bu ifade “şahıs” değil, “tip”tir.

Yani özel bir kişiye işaret etmekten çok genel bir hakikati anlatır.

Bir Hadis-i Şerife dayanan bu ifadenin tarihte hiç örneği yok mu?

Var elbette. En meşhur misal, Kuzman isimli şahsın hikayesidir. Bu adam savaşta Müslümanların safında bulunur. Çok büyük kahramanlık gösterir. Herkes onu över. Ama sonunda niyeti bozuk olduğu için cehennemlik olduğu ortaya çıkar. Bu rivayet de yine Efendimiz hazret-i Muhammed (asm) tarafından haber verilir.

Olay şöyledir: Uhud Savaşı sırasında, Medine’de kalan bu şahıs, kadınlar tarafından savaş kaçkını olarak alay edilince öfkeyle orduya katılır ve ön saflarda savaşmaya başlar. Büyük bir cesaret sergileyen Kuzman, ilk oku atan ve kahramanca savaşan bir görüntü çizer. Ancak Peygamber Efendimiz (asm), onun cehennemlik olduğunu söylediğinde sahabeler şaşırır ve Kuzman’ı izlemeye başlarlar. Ağır yaralanmasına rağmen savaşmaya devam eden Kuzman, sonunda yarasının ıstırabına dayanamayarak kılıcının keskin tarafını göğsüne dayar, üzerine yüklenerek intihar eder. Ölmeden önce, savaşa din için değil, kendi kavminin itibarı uğruna katıldığını itiraf ederek Resul-i Ekrem’in (asm) sözlerini de doğrulamış olur.¨

Bu kavramın işaret ettiği tipler şunlar olabilir: İslam’a tam teslim olmamış ama faydalı işler yapanlar. Niyeti bozuk olup dışarıdan hizmet edenler. Günahkâr olduğu halde hakikate vesile olanlar.

Neyi vurgulamaya çalışıyoruz?

“Sen kendini ‘kahraman hizmet eri’ zannetme. Belki Allah seni sadece kullanıyor.”

Yani: “Ben yaptım” dersen, düşersin.

“Allah yaptırdı” dersen, kurtulursun.

“Recul-i fâcir” tarihte tek bir kişi değildir, her an sen olabilecek bir tiptir.

Yani konu aslında sana isim vermiyor, seni o kategoriye koyarak nefsini kırıyor.

Bu kavramı bir temsil ilezihne yerleşecek hale getirelim,.

“Anahtarı Taşıyan Adam” Hikâyesi

Bir saray düşün… İçeride paha biçilmez hazineler var. Kapılar kilitli.

Sultan, o hazineleri açmak için bir adama anahtar veriyor.

Adam gidiyor, kapıları tek tek açıyor.

Herkes diyor ki: “Ne büyük adam! Ne mühim hizmet yaptı!”

Adam da yavaş yavaş içinden geçiriyor: “Gerçekten de ben olmasam bu kapılar açılmazdı…”

Ama bir gün gerçek ortaya çıkıyor:

O adam hazinenin sahibi değil.

Kapıları açan onun gücü değil.

Elindeki anahtar bile ona ait değil.

Sadece… anahtarı taşıyan bir görevli.

Sultan isterse: O anahtarı ondan alır yerine başka birini koyar.

Hatta anahtarı layık olmayan birine bile verir.

Ve kapılar yine açılır.

Temsilin Açılımı… Saray: din ve hakikat. Hazine: millete veya dine-imana hizmet. Anahtar: kabiliyet, imkân, fırsat. Adam: sen, ben, hepimiz.

Asıl Mesaj: Eğer o adam: “Bu benim başarım” derse ucb (kendini beğenme). “Beni görsünler” derse riya (gösteriş). “Ben seçilmişim” derse gizli gurur.

Ama şöyle derse: “Bana anahtar verilmiş, görevimi yapıyorum.” İşte o zaman kurtulur.

Recul-i Fâcir Bağlantısı

Belki o anahtarı taşıyan adam, sarayın en temiz adamı değil…

Hatta belki: kusurlu, günahkâr, içi tam düzgün olmayan biri.

Ama yine de o kapı onun eliyle açılıyor.

İşte bu: “recul-i fâcir” sırrı.

“Hizmet etmek, değerli olduğunun değil; kullanılmakta olduğunun delilidir.”


¨ (Buhari, Cihad: 182, Meğâzî: 38, Kader: 5; Müslim, İmân: 178; İbn-i Mâce, Fiten: 35; Dârimî, Siyer: 73; Müsned, 2:309, 5:45.).

¨ (bk. İbnu Hişam, III, 93-94; Buhari, Cihad, 77)

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir