İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kâinattan İnsana: Vahdetin Mühürleri

Kâinata dikkatle bakıldığında, dağınık ve başıboş bir kalabalık değil; aksine tek bir elden çıkmış, tek bir maksada hizmet eden muazzam bir düzen görülür.

Bu düzenin üzerinde dört temel hakikat parlar: Teavün (yardımlaşma), Tesanüd (dayanışma), Teşabüh (benzerlik), Tedahül (iç içe geçme).

Bu dört hakikat birleşerek kâinatın yüzüne “sikke-i vahdet” (birlik mührü) basar.

  1. Kâinatın Umumi Mührü: Birlik Damgası

Kâinattaki varlıklar birbirine yardım eder:

Güneş ışık verir. Bulut su taşır. Toprak besler. Bitkiler üretir.

Bu bir tesadüf zinciri değil, organize bir yardımlaşmadır (teavün).

Aynı zamanda: Atomdan galaksiye kadar her şey birbirine bağlıdır (tesanüd).

Türler arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır (teşabüh).

Sistemler iç içe geçmiştir (tedahül).

Netice: Kâinat, farklı parçaların değil; tek bir hakikatin farklı görünümleridir.

  • Yeryüzü: Bir Ordu Gibi İdare Edilen Hayat

Dünya yüzüne baktığında daha çarpıcı bir tablo çıkıyor:

Sanki 400 bin çeşit canlıdan oluşan muazzam bir ordu var.

Ve bu ordunun:

Erzakı (rızkı) eksiksiz veriliyor.

Silahı (korunma sistemi) hazır.

Elbisesi (beden yapısı) tam uygun.

Talimatı (içgüdüleri) yüklenmiş.

Terhisi (ölüm vakti) belirli.

Hem de: Hiçbiri karışmıyor. Hiçbiri gecikmiyor. Hiçbiri unutulmuyor.

Misal: Arı bal yapmayı bilir ama kimya okumaz. Kuş yuva yapar ama mimarlık eğitimi almaz. Tohum, ağaca dönüşmeyi bilir ama plan çizmez.

Demek ki: Bu sevk ve idare, canlıların kendisinden değil; üst bir kudretten geliyor.

Bu da yeryüzüne basılmış, her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu gösteren mühürdür yani “sikke-i tevhid”dir.

  • İnsan Yüzü: Eşsizliğin Mührü

Şimdi işi daha da daraltalım:

Milyarlarca insan gelmiş geçmiş…

Ama: Hiçbir yüz, diğerinin aynısı değil.

Göz şekli farklı. Parmak izi farklı. Ses tonu farklı.

Bu kadar benzer malzemeden (et, kemik, kan) sonsuz çeşitlilik çıkması, açık bir imzadır.

Bu neyi gösterir?

Bu, insan yüzüne vurulmuş, Allah’ın bir ve benzersiz oluşunu gösteren damgadır yani “sikke-i vahdâniyet”tir:

“Yapan bir, fakat her işi ayrı ayrı yapıyor.”

  • Her Varlık: Bir Mühür, Bir İmza

Artık mesele daha da derinleşiyor:

Sadece insan değil… Her çiçek, her meyve, her yaprak, her hayvan başlı başına bir mühürdür.

Bir çiçeğe bak: Renk uyumu, koku dengesi, şekil estetiği…

Hepsi şunu der: “Ben rastgele değilim.”

Bir meyveye bak: Ambalajı var (kabuk). İçinde besin var. Tadı ayarlanmış.

“Ben bilinçsiz yapılamam.”

5. Ağaç, Kitap, Bahçe: Üç Büyük Temsil

Bu hakikati üç güçlü misalle mühürleyelim:

Ağaç ve Mektup

Bir ağaç: Çiçekleri kadar mühür, meyveleri kadar imza, yaprakları kadar damga taşır.

Sanki yazılmış bir mektup gibi: “Beni yazanı tanı!”.

Türler (Neviler) ve Kitap

Bir hayvan türü veya bitki türü: Her birey ayrı bir imza ama hepsi aynı kitabın sayfaları.

Mesela: Bütün güller aynı kitabın farklı baskıları gibi

Bahçe ve Ferman

Bir bahçe veya ekosistem:

İçindeki her canlı bir mühür, her düzen bir emir.

Sanki bir sultanın fermanı gibi: “Bu düzen sahibini gösterir.”

6. Canlı (zîhayat): En Parlak Mühürler

Canlı varlıklar bu mühürlerin en parlak olanlarıdır.

Çünkü: Hem düzen var, hem sanat var, hem hayat var, hem şuur izleri var.

Bu yüzden: Her canlı, tek başına bir “tevhid delili”dir.

Son Söz: Her Şey “Bir”i Söyler

Kâinat bir bütündür.

Yeryüzü bir düzen sahasıdır.

İnsan bir imzadır.

Her varlık bir mühürdür.

Hepsi birleşip tek cümleyi söyler: “Bu kadar düzen, bu kadar hikmet, bu kadar sanat; ancak tek bir Zât’ın eseridir.”

Çokluk içinde bu kadar birlik varsa, her şey aynı hakikati haykırıyorsa, artık inkâr, görmek değil; görmemektir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir