İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Perdeler Ve Vahdet

Kur’an’ı doğru anlama yollarının başında, maksada götüren birer köprü vazifesi gören Kur’an kelimeleriyle kucaklaşmak gelir.

Kur’an bize bir din takdim etmekle birlikte o dinin Sahibini de tanıtıyor.

Allah (c.c.) tanınmak ve bilinmek istiyor.

Biz de Rabbimizi tanıma yolunda çok derin bir hakikati, tevhid–vahdet–cemal–kemal ekseninde aklî–ilmî bir tahlille, özel anahtar kavramlar altında açmaya ve Rabbimizi, İlahımızı, Malikimizi tanımaya çalışacağız.

Her mü’minin ilk gündem maddesi yapması gereken o hakikat şudur: Tevhid ve vahdet olmadan, İlâhî cemal ve kemal tam olarak görünmez.

Esma tecellisi de dediğimiz görünen her güzellik, her mükemmellik, ancak birlik aynasında toplanarak bakılırsa anlam kazanır.

İlahi tecelliler ise sayısızdır. Mesela bazıları: Hadsiz cemâl yani sınırsız güzellik; nihayetsiz, bitmez tükenmez iyilikler; Hüsn-ü Rabbânî yani terbiye edici güzellik; hesapsız ihsanlar, ölçüsüz ikramlar; Allah’ın Rahmân isminin tecellisiyle kâinatta görünen; sadece estetik bir güzellik değil, aynı zamanda şefkat, fayda ve ihsan taşıyan göz alıcı ilahî güzellikler.

Yani varlıkların hem güzel yaratılması hem de canlıların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde merhametle donatılması; bir çiçeğin hem zarif olup hem de arılara, kuşlara besleyici, rızık kaynağı olması; yağmurun hem manzarayı güzelleştirip hem toprağı canlandırması; hiçbir şeye muhtaç olmayan mutlak mükemmellik.

Bu tecelliler şunu gösterir: Kâinat, İlâhî güzelliğin sergi salonudur.

Parçalar kesret, parçalardan oluşan bütün vahdet, o vahdetin sahibinin tek oluşu tevhid demektir.

Bir yapboz düşünelim: Parçalar çok (kesret), ama hepsi birbirine uyuyor ve tek bir resim çıkıyor. Yapboz’un parçalarının birbiriyle uyumlu olduğunu görüp bütünü göstermek vahdet, o yapbozu yapanın kim olduğu yani resmi yapan tek el ise tevhid

Yani Tevhid Allah’ın tek olması, benzersiz olması, zatında ve fiillerinde bir olmasıdır. Bu hakikatin ta kendisidir. Her şeyin tek bir iradeden çıktığını kabul etmektir.

Vahdet nedir? O birliğin kâinatta görünmesi, çokluk içindeki düzen ve dağınıklık içinde ahenktir yani tecelli şeklidir. Kâinatta görünen düzenin, uyumun ve bütünlüğün kaynağıdır. Çokluk içinde birliği gösteren sistemdir.

Vahdet Âyinesi: Birliği yansıtan ayna; Parçaları tek merkezde toplayan bakış. Ayna kırılırsa ne olur? Görüntü dağılır, Güzellik parçalanır.

Cemâl nedir? Allah’ın güzelliği, sevdiren yönü. Cemâl-i İlâhî: Allah’ın isim, sıfat ve tecellilerinin güzelliği, estetiği;

Kemâl nedir? Allah’ın kusursuzluğu, mükemmelliği, eksiksiz icraatı, hayran bırakan yönü. Kemâl-i Rabbânî ancak tevhid ve vahdet aynasında görünür.

Tevhid olmazsa vahdet olmaz.  Vahdet olmazsa cemâl görünmez. İlâhî fiiller rastgele sanılır; güzellik tesadüfe verilir; kemal anlaşılmaz. Yani gizli olan açığa çıkar; potansiyel olan görünür hâle gelir.

İlâhî güzellik ve mükemmellik, ancak birlik içinde fark edilir. Aksi halde güzellik görünmez, mükemmellik perdelenir. Birlik varsa, her şey Allah’ı anlatır. Çok başlı, dağınık, karışık bir yapı ise güzelliği örtbas eder.

Hazine-i Ezeliye yani Allah’ın sonsuz güzellik, kemal ve ihsan gibi sıfatlarının hazinesi, eğer Vahdet olmazsa idrak edilemez; birlik bozulursa kemal anlaşılmaz. Bu ifade, Allah’ın sonsuz sıfatlarının gizli değil fakat örtülü olduğuna işaret eder. Örtüyü kaldıran anahtar vahdettir. Misal: Bir tabloyu bin ressama dağıtırsan anlamı kalmaz, karışır. Ama tek ressamdan çıkarsa, sanat parlar, anlaşılır olur.

Tevhid yoksa güzellik anlaşılmaz. Vahdet yoksa kemal görünmez. Birlik yoksa kâinat okunmaz.

Bir insan yüzünde: Görme (Basîr), İşitme (Semi’), Merhamet, Sanat, Ölçü (oran-orantı ), duygu… Daha sayılabilecek birçok özellik bir yüzde toplanıyor. En büyük hakikatler, en küçük simalarda toplu olarak tecelli eder.

Bunlar tesadüfen mi oluyor? Hayır. Tesadüf her bahar aynı ölçüde, aynı güzellikte çiçek açtıramaz. Aynı kanun her yerde geçerliyse, tek bir irade ve tek bir sanatçı var demektir.

Birlik usulüyle bir merkezde, bir elden, bir kanunla olan işler; gayet derecede kolaydır. O iş sayısız merkezlerde, sayısız kanuna, sayısız ellere dağılsa yapılması imkansız olur. Bu yüzden eğer vahdet penceresinden bakılmazsa: Bu yüz “tesadüf ürünü” denir. Ama tesadüf sanat yapamaz.

Çokluk vahdete zıt değil, vahdetin delilidir. Aynı kanunla işleyen çokluk, tek merkez gösterir. Çokluk icraatın genişliğini; Vahdet ise iradenin birliğini gösterir. Çokluk icraattır, birlik iradedir.

Evet, Allah birdir: Fiilleri birlik içindedir.

Birlik vardır… Güzellik görünür.

Güzellik görünür… İşte o zaman kemâl anlaşılır.

Eğer: Çokluk düzensiz olsaydı buna tesadüf denilebilirdi. Ama çokluk aynı kanuna bağlı, düzenli ve benzer, bu ise tek elin hâkim olduğunu gösterir. Aynı mühür, aynı imza, aynı stil, tek sanatkâr. Misal: Milyonlarca asker var, Ama tek ordu. Asker sayısı çok diye “komutan yok” denmez.

Bazı İtirazlara Cevaplar

Güzellik zaten var, Allah’a bağlamaya gerek yok” itirazına denilir ki, güzellik başlı başına açıklama değildir. Güzellik nasıl korunuyor? Neden her yerde aynı ölçü var? Tesadüf devamlılık sağlayamaz, ölçüyü koruyamaz, güzelliği istikrarlı üretemez. Vahdet yoksa: Güzellik kısa süreli bir kazadır. Ama kâinatta güzellik kanunludur, tesadüf değil.

Allah inancını reddetmek için tabiata ‘doğa’ ismi takıp her şeyi doğa yapıyor diyerek tabiatı ilahlaştıranlara deriz ki: sebepleri fail zannedip araçla ustayı karıştırıyorlar.  Tabiat yapmaz, yapılır. Tabiat şuursuzdur, ilimsizdir, iradesizdir. Şuursuz şey plan yapamaz; maksat güdemez; güzelliği hedefleyemez. Kalem yazmaz, fırça resim yapmaz. Yapan sanatkârdır. Doğa kanundur, fail değildir. Kanun yazmaz, uygulanır. Tesadüf, süreklilik üretemez.  Kâinatta ise: Güzellik geçici değil; düzen istikrarlı; kanunlar değişmez.     

 “Küçük şeyler önemsiz.” diyorlar. Tam aksine!. Cüz’î şeylerde cemâl daha parlaktır. Neden? Büyük şeyde kusur gizlenir, Küçükte gizlenmez. En büyük sanat en küçük varlıkta görünür. Allah’ın sonsuz güzelliği, en çok en küçük aynalarda parlar. Bir hücredeki sanat gökten daha şaşırtıcıdır, Çünkü hata payı sıfıra yakındır, sanat daha net görünür.  Bir hücrede: DNA, Bilgi, Plan… Bu, gökten daha az mı hayret verici? Hayır, daha fazla.

Tesadüf yetmez mi?” diyorlar. Doğrusu: Tesadüf süreklilik üretemez. Kâinatta ise tekrar eden mükemmel düzen vardır. Tesadüf bir defa denk getirebilir (o da teorik) ama her an yeniden üretmek zorunda olan sistemi taşıyamaz.

Her bahar: Aynı çiçek, Aynı ölçü, Aynı sanat. Bu artık tesadüf değil, kanundur.

Düzen varsa tek sanatçı, tek irade, tek merkez var demektir.

Güzellik varsa birlik vardır; Süreklilik varsa tek irade vardır…

Ve Vahdet bozulursa, güzellik gürültüye döner.

GÜNLÜK HAYATTAN MİSALLER

Devlet misali… Bir devlet düşünelim: Tek anayasa, tek merkez, tek hukuk sistemi. Bu devletin: Adaleti istikrarlı olur, gücü devamlı olur, Düzeni bozulmaz. Ama her kurum kendi kafasına göre karar verir, her şehir ayrı kanun uygularsa ne olur? Herkes ayrı kural koyarsa kaos çıkar. Adalet bozulur. Güç dağılır. Sistem çöker. Devlet yani Rububiyet. Kanun yani İlâhî sünnet. Vahdet yani merkeziyet.  Merkez yoksa güzellik kargaşaya dönüşür.

İnsan Bedeni misali… Vücudumuzda organlar ayrı ayrı çalışsa hayat 1 dakika sürmez. Tek merkez (beyin ve ruh) yönetiyor diye yaşıyoruz. Kalp çalışıyor, akciğer soluyor, beyin yönetiyor. Ama: Kalp kendi başına hareket etmiyor; organlar çatışmıyor. Neden? Tek bir idare, tek bir hayat kanunu var. Her organ ayrı irade olsaydı hayat bir dakika sürmezdi. Hayatın kendisi vahdet delilidir.

Ressam misali… Bir ressamın tablosuna bakıyorsun. Diyorsun ki: “Bu kesin falanca ressam.” Neden? Renk kullanımı, fırça izi, kompozisyon, stil birliği… Bunlar sanatkârın bir olduğunu gösterir…  Kâinatta da aynı ölçü, aynı estetik, aynı matematik var. Bu kadar imza, bu kadar stil, ama “sanatkâr yok” demek aklen mümkün değil.

Kol saati misali… Bir kol saati düşünelim: Küçük, hassas, milim şaşsa bozulur. Büyük binada kusur gizlenir, saatte gizlenmez. 

Güneş ve Bahar misali… Tek güneş, binlerce aynada aynı anda eksiksiz yansır. Bir baharda, aynı toprak, aynı su, aynı güneşle milyonlarca tür birlikte yaratılır. Aynı kudret ve iradenin Vahidiyet dediğimiz mührüdür bu.

Yine “birlik fikri insanın zihni kurgusudur” diyerek hakikati psikolojiye indirgemek isteyenler var. Eğer birlik sadece zihinde olsaydı: Kâinatta kanun birliği olmazdı; matematik her yerde aynı çalışmazdı; fizik değişken olurdu. Ama: Işık her yerde aynı hızda; matematik evrensel, kimya şaşmaz. Bu, zihnin değil hakikatin birliğidir.

Tevhid, aklın mecburiyetidir. Vahdet, gözün şahitliğidir. Cemâl, kalbin tanımasıdır. Kemâl, hayretin zirvesidir.

Birliğin sağladığı bütünsel dil olmazsa, kâinat konuşmaz. Birlik varsa, her şey Allah’ı anlatır.

Tevhid yani hakikat: Allah birdir, şeriki yoktur. Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tektir.

Vahdet yani tecelli şekli; o birliğin kâinat çapında düzen, intizam ve dağınıklık içinde ahenk olarak görünmesidir. Tevhid hakikatin kendisi, vahdet ise onun haricî delilidir.

Demek ki Tevhid hakikatin özü, Vahdet onun görünüşü, Cemâl sevdiren yüzü, Kemâl ise hayran bırakan yönüdür.

Başka bir ifadeyle, Tevhid aklın, vahdet gözün, cemâl kalbin, kemâl hayretin şahididir. Bu dört hakikat birleştiğinde kâinat okunur bir kitap hâline gelir.

Tevhid olmazsa vahdet mümkün değildir. Vahdet olmazsa cemâl ve kemâl görünmez, gizli kalır.

Cemâl, sevilen; kemâl ise hayran olunandır. Güzellik tek başına kalsa aldatıcı olur, kemâl tek başına kalsa ürkütücü olur. Bu iki hakikat, vahdet içinde birleştiğinde marifetullah doğar.

Çokluk içinde birlik görülmezse, ilahî fiiller dağınık ve anlamsız sanılır.

Vahidiyet: Allah’ın birliğinin umum kâinat çapında, aynı anda ve aynı kanunla tecellî etmesi. Yani: Her yerde; Her anda; Aynı mühür…

Vahidiyete kâinat ölçeğinde iki misal:

Bir tek güneş, Binler aynada, Aynı anda, eksiksiz yansır.

Birlik (vahidiyet): Çokluk içinde tek bir merkezin hükmetmesi, bir tek kudretin sayısız fiilde görünmesidir. Müşahhas misaller: Cam, su, ayna… Yani gözle görülen, elle tutulan ve hakikati açıkça gösteren varlıklar.

“Bir baharda, bütün yeryüzünde, bir anda milyonlarca cins ve tür birlikte icad edilir.” Aynı toprak, aynı su, aynı güneş… Fakat neticede milyonlarca ayrı hayat, ayrı suret, ayrı hikmet.

İşte bu müşahhas sahne gösteriyor ki: Bu kadar çokluk içinde karışıklık yoksa, bu kadar çeşitlilik içinde nizam bozulmuyorsa, orada tek bir kudret, tek bir irade, tek bir mühür vardır.

Ve bu mühür, vahidiyetin apaçık bir tezahürüdür.

Netice: Tevhid, aklın “başka türlüsü olamaz” dediği hakikat. Vahdet, gözün gördüğü düzenli birlik. Cemâl, kalbin sevdiği güzellik. Kemâl, aklın hayran kaldığı kusursuzluk. Bu dördü birleşince kâinat manasız, suskun bir yığın olmaktan çıkar; okunur bir kitap hâline gelir. Her zerresi, her satırı “Allah birdir, her şeyi O yaratır ve yönetir” diye konuşur.

Vahdet yoksa güzellik gürültü ve kaosa döner; vahdet varsa her şey Allah’ı anlatır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir