İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hava Terapisi

(meşhur “Hüve Nüktesi” ekseninde kısa bir tefekkür denemesi)

İnsan, alıştığı şeylere önem vermez. Oysa sıradan sandığı şeyler aslında birer mucize ve kudret harikasıdır. Fakat ülfet denilen alışkanlık perdesi yüzünden onları düşünmez, fark etmez. Âyetler ise bu alışkanlık perdesini yırtar. İnsanın başını eğdirir, dikkatini çeker ve sıradan görünen şeylerin içindeki mucizeyi gösterir. İnsan alıştığı şeyleri sıradan sanır; oysa onlar birer kudret mucizesidir. Ülfet gözü kör eder, hakikati göstermez. Âyetler ise bu perdeyi yırtar, âdi görünen şeylerdeki harikayı insana fark ettirir. Kur’an bu yüzden inekten, ottan, çiçekten, böcekten, sinekten, havadan bahseder. Biz de Kur’an terbiyesine tabi olarak, en bol verilen nimetlerin, sürekli gördüğümüz için artık önemsemediğimiz unsurların üzerindeki alışmışlık perdesini yırtmaya çalışıyoruz.

Giriş: Görünmeyen Bir Mucize… İnsan en çok temas ettiği şeyi en az düşünür. Hava da böyledir. Her an içimize girer, çıkar. Onsuz üç dakika yaşayamayız. Ama onu fark etmeyiz. Hâlbuki hava, görünmezliği içinde büyük bir tevhid dersi taşır.

Havanın Kısa ve İlmi Tanımı… Hava; çoğunluğu azot (%78), oksijen (%21) ve az miktarda diğer gazlardan oluşan, dünyayı kuşatan gaz tabakasıdır.

Havanın En Kısa Tanımı… Hava: Gözle görünmeyen, her yeri kuşatan, hayatı taşıyan, çoğunluğu azot (%78), oksijen (%21) ve az miktarda diğer gazlardan oluşan, dünyayı kuşatan gaz karışımıdır. İçeriği kısaca: Azot, Oksijen, Az miktarda karbondioksit, Su buharı, İz gazlar. Fizikî özellikleri: Akışkandır. Sıkışabilir. Titreşimleri iletir (ses). Basınç dengesi kurar. Isı dağılımını sağlar. Hayatın maddî zemini odur. Ama mesele sadece fizik, kimya değildir.

Havanın Hayret Veren Özelliği… Bir düşün: Aynı hava: Milyarlarca insanın sesini aynı anda taşır. Yine Aynı anda trilyonlarca kelimeyi karıştırmadan iletir. Aynı anda milyonlarca kokuyu ayırır. Her kulağa ayrı ayrı hizmet eder. Her nefese ayrı ayrı girer. Her canlıya özel nefes olur. Karışmaz. Şaşırmaz. Gecikmez. Bir karışıklık yoktur. Bu düzen, şuursuz gazların kendi kendine icraatı olamaz. Bu hâl, “Hüve”yi fısıldar. Burada “Hüve” başlar.

Hüve Nüktesi Ne Söyler? “Hüve” demek: “O.” Yani: Her şey O’na işaret eder, O’nu gösterir, Her şeyin arkasında O var. Görünmez ama tesirlidir, yokluğu hissedilir. Dokunulmaz ama hissedilir. Şekilsiz ama vazifelidir. Latiftir ama kuvvetlidir. Her yerdedir ama bölünmez. Tıpkı kudret gibi. Bu, ilahî kudretin bir gölgesi gibidir. Hava, insanı görünmeyene alıştırır. Ve şu hissi doğurur: Ben boşlukta değilim. Boş sandığım yerde bile bir tasarruf var.

Esmâ Penceresinden Hava… Hava üzerinde tecelli eden bazı isimler: El-Hayy: Hayatı taşıması; El-Muhyî: Nefesle diriltmesi; El-Alîm:Ses frekanslarını ayıran hassas sistem; El-Kadîr: Basınç, dolaşım ve dengeyi kuran kudret; El-Mudebbîr:Atmosfer dengesi, iklim düzeni. Hava tesadüf değil, bir isimler aynasıdır.

(Esmâ Merkezli Derinlik) Hava sadece bir gaz karışımı değildir. O, isimlerin dolaşım alanıdır.

El-Hayy – Hayatı Taşıyan… Hava hayatın zarfıdır. Bir nefes kesildi mi beden susar. Ama hava kendi kendine hayat vermez. Hayatı taşıyan bir memurdur. Burada tecelli eden isim: El-Hayy Hayatın asıl sahibi. Hava terapi olur; çünkü insan nefesle hayatın emanet olduğunu hisseder.

El-Kayyûm – Ayakta Tutan… Atmosfer dengede durur: Basınç ayarlı, Oksijen oranı hassas, Sıcaklık aralığı yaşama uygun. Bir derece sapma felâket olurdu. Bu ayakta tutma hâli, El-Kayyûm ismini gösterir. Hava kendi dengesini kurmaz; denge kurulmuştur.

El-Alîm – Karıştırmadan Ayıran… Aynı hava: Trilyonlarca sesi taşır, Milyarlarca kokuyu dağıtır, Her titreşimi ayrı ayrı iletir. Karışma yoktur. Bu hassas ayrım: El-Alîm isminin ince bir yansımasıdır. Bilmeden taşıyan gazlar değil, bilgiyi kuşatan bir düzen vardır.

El-Kadîr – Zorlanmadan Yapan… Rüzgâr eser. Bulut taşınır. Tohum savrulur. Yağmur iner. Aynı unsur hem şefkatli meltem, hem yıkıcı fırtına olur. Bu kudret dengesi: El-Kadîr ismini gösterir. Güç var; ama kontrolsüz değil.

El-Vâsi‘ – Her Yeri Kuşatan… Hava her yere girer: Dağın zirvesine, Okyanus kıyısına, Hücrenin içine. Ama kimseye yük olmaz. Bu kuşatıcılık: El-Vâsi‘ ismine bakar. Kuşatan ama ezmeyen. Yaygın ama baskısız.

Esir Maddesi ve Latif Tabaka Meselesi… Klasik fizikte “esir” denilen bir ortam tasavvuru düşünülmüştü. Modern fizik klasik esiri reddetti; ama şunu kabul etti: Alanlar var. Bugün biliyoruz ki: Enerji boşlukta da var. Vakum bile tam boş değil. Enerji alanları vardır. Yani: Görünmez bir taşıyıcı sistem var. Risale’de esir maddesi, unsurlar arasında en latif bir tabaka olarak zikredilir. Bu bize şunu düşündürür: Hava maddî bir unsur olabilir; ama onun arkasında daha latif düzen katmanları bulunabilir. Hava, latif unsurlara açılan bir kapıdır.

Havanın Sessiz Şehadet, Vahidiyet–Ehadiyet Dengesi… Hava: Her yere girer. Kimseye çarpmaz. Kimseyi engellemez. Herkese eşit hizmet eder. Atmosfer umumîdir. Herkese eşittir. Güneş ışığı gibi umumi. Ama nefes şahsîdir..Her kulağa ayrı ses gelir. Her buruna ayrı koku gider. Umumî sistem + şahsî hizmet. Bu denge, tevhidin en ince imzasıdır,vahidiyet–ehadiyet dengesini gösterir: Umumî sistem, şahsî hizmet.

Hava Terapisi: Bilinçli Nefes Tefekkürü

Bir dakika bilinçli nefes al. Şunu düşün: Bu hava milyarlarca kişiye hizmet ediyor. Karışmadan,  şaşırmadan. Ama şu an bana özel geliyor. Benim nefesim evrensel bir sistemin içinde özel bir ilgi görüyor. Bu his insanı: Yalnızlıktan kurtarır. Kaygıyı azaltır. Tevekkülü güçlendirir. Çünkü insan fark eder ki: Kâinatın ortasında başıboş değilim. Bir sistemin içinde değil, sistemin Sahibinin nazarı altındayım.

Büyük Bağ… Hava mekânın içindedir. Her boşluğu doldurur, görünmezdir. Ama inkâr edilemez. Kudret de öyledir. Hava her yerdedir. Ama bir yere sıkışmaz. Adem-i tahayyüz bahsi burada hatırlanır. Hava, mekânın içinde yayılmıştır. Ama Allah mekânın içinde değildir. Hava görünmez ama sınırlıdır. Kudret görünmez ama sınırsızdır. Hava terapi olur, çünkü insanı görünmeyen hakikate alıştırır, görünmeyeni inkâr etmemeyi öğretir. Nefes alırken sadece oksijen çekmiyorsun. Kâinat çapında bir düzenin şahsına tahsis edilmiş hizmetini içine alıyorsun. Ve o hava her zerresiyle: “Hüve…” der.

Netice: Nefes ve İsim… Bilinçli bir nefes alındığında: El-Hayy hissedilir. El-Kayyûm sezilir. El-Alîm fark edilir. El-Kadîr tefekkür edilir. El-Vâsi‘ idrak edilir. Hava artık sıradan bir gaz değildir. Her nefes, bir esmâ geçididir. Ve insan fark ederse, her soluk alışında içinden şu kelime geçer: Hüve… Mesele burada tamam olur.

Artık ta ciğerden Hu Hu Hu diyebiliriz…

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir