Zihnimi hep meşgul eden bir konudur. Neden Müslümanların büyük çoğunluğu dehşetli zulümler karşısında, dinine, imanına, Peygamberine, Allah’ına, Kitabına karşı sergilenen aşağılık saldırılar karşısında duyarsız kalıp, kendisine veya siyasi ya da tarihi liderine dönük tavırlara ise şiddetle karşı koyar. Bu önem sıralaması nedendir?
Elbette birçok sebep sayılabilir. Aşağıda ifade etmeye çalışacağım hususlar da o sebeplere dâhil edilebilir.
NAZAR ve TAHKİK
Herhangi bir meseleyi anlama faaliyeti esnasında dimağda farklı mertebeler oluşur. Bu mertebeler birbiriyle karışıktır ve her birinin hükmü de farklı olur. Bilgi göz veya kulak penceresinden içeriye alınır. Evvela hayal edilir. Sonra tasavvur yani zihinde şekillendirme, tasarlama. Sonra hatırlama, hatıra getirme; zihin yararak anlama; akıl erdirme. Sonra tasdik yani doğrulama merhalesi. Sonra kesin şekilde inanma. Sonra taraftar oluş. Sonra itikad yani inanç gelir. İtikadın sevk ettiği hal başkadır, taraftarlığın başkadır. Her birinden farklı bir hal çıkar. Mesela itikad mertebesine gelmişse, buradan sağlam bir duruş çıkar. Sadece taraftarlık mertebesinde ise bunun dışa yansıması taassup, körü körüne bağlılık olur.
Necib Fazıl’ın “ham yobaz, kaba softa” ve Bediüzzaman’ın “dinde hassas, muhakeme-i akliyede noksan” tabirlerini hatırlayalım…
Tam mutmain olup kesin şekilde inanma mertebesinde emre uyup boyun eğer.
İşte herhangi bir konu insanın dimağında hangi mertebede ise davranışı da ona uygun mahiyette olmaktadır.
Ruh bu dünyayı göz penceresinden görür. Gören göz değil ruhtur. Çeşitli isimlerle andığımız başka gözler de vardır, basiret gözü gibi.
Aynı meseleye dalalet gözlüğüyle bakan başka netice çıkartır, iman dürbünüyle bakan farklı neticeye ulaşır. Mesela, ölüm ve ecel ehl-i dalâletin nazarında bütün sevdiklerinden ebedi bir ayrılıştır. Ruhu her daim mengeneyle sıkılıyor gibi azab içindedir. İman gözlüğüyle bakan ise, ölümü berzah âlemine, âlem-i bekâya önden giden ahbaplara kavuşmanın giriş kapısı olarak görür, ferahlar.
Bir de müşteri nazarı denilen bakış vardır ki o da iki türlüdür. Birisi alınan malın kalitesini tam anlamak için derinlemesine tahkik etmek, diğeri ise malda illa kusur, ayıp ve özür bulabilmek için didik didik etmektir.
Müşteri nazarı, tevhide bakarken bize bütün kâinatta tefekkür seyahati yaptırır.
İnsanlar şirk ve küfre ise etraflı araştırmalar, detaylı tahkikler neticesi bilerek ve isteyerek değil, ya bir inat, ya taassup, ya aileyi taklid, ya azametli meseleleri anlayamamak, ya peşin hüküm, ya cehalet gibi sebeplerle, körlük ve duyarsızlıkla düşüyorlar.
HALİMİZ
Ashabın Resul-i Ekrem (asm.) Efendimize bir şey söyleyecekleri zaman ilk cümleleri “Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Resulü!” dür. Sonra meramları neyse onu söylerler. Sahabenin imanın doruklarında olduklarını şu tek cümle bile gösteriyor. Bu cümleyi söyleyebilmek ve manasına uygun bir hayat yaşayabilmek her babayiğidin harcı değildir.
Saadet asrının üzerinden uçarak yaşadığımız zaman dilimine gelip bakıyoruz, görüyoruz ki, Kur’an yakılıyor, bizim Müslümanın gündeminde ise fanatik taraftarı olduğu kulüple alakalı kıyl ü kal… İslama her platformda her dakika hakaretler ediliyor, bizimki hükümete laf sokmanın derdinde… Namazla istihza videoları furya halinde yayılıyor, bizim vatandaş emlak veya araç satışıyla ilgili piyasa araştırmasıyla meşgul. İnançlarımızla alakalı her bir değere her gün sataşıyor, istihza ediyor, aşağılıyorlar; bizim Müslüman İslama yapılan bütün saldırılara karargâh olan partinin güzellemesini yapmayı tercih ediyor… Lgbt savunucusu malum partinin zabıtaları İlahi söyleyen gruba zabıtalarıyla müdahale ediyor; aynı parti dev platformlar kurarak noel kutlamaları yapıyor; kabir başında saz çalarak ölülerini gömerek, yine kabir başında rakı içerek adeta değerlerimize meydan okuyorlar ama bizimkini alakadar etmiyor. Hazret-i Peygambere, hanımlarına, sahabelerine ağza alınmadık iftiralarla saldırıyorlar ama bizim Müslüman asla öfkelenmiyor, tepki vermiyor, gündemine bile sokmuyor bütün bu aşağılık saldırıları… Futbol takımının başkanının uyuşturucu ve cinsel sapkınlıkla alakalı dosyaları savcılığın konusu oluyor ama haber olarak dahi paylaşamıyorsun çünkü o Müslüman sert karşılık veriyor, babasını savunur gibi savunuyor.. Nasıl Müslümansın arkadaş sen ? Araban çizilse ortalığı ayağa kaldırırsın ama ebedi ömrünle alakalı mücadelelerde yoksun. Gazze adlı ülkenin 2 yıla yakındır süren mezbahaya dönüşüne, hemen her gün bütün dünyanın izlediği vahşi katliamlara kayıtsız kal ama partinin hırsızı için sokaklara dökül… Saymakla bitmez. Adeta Allah’ın dinini müdafaa Allah’a havale edilmiş gibi… Halbuki, merhum Necib Fazıl’ın şu meşhur mısraları, kemal mertebeyi ne güzel tasvir etmiş: “Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!” Bu tasvirdeki Müslüman modeli ile adeta hiç alakamız kalmamış.
MÜ’’MİNCE BAKIŞ
Abdestin farzının 4 rekât olduğunu veya Rikâz ile alakalı ilmihal bilgilerini her gün 24 saat binlerce defa tekrar etsek kuvve-i imanımızda bir değişiklik olmaz. Bu gibi muamelat bilgileri bir kere öğrenilse, bilinmiyorsa da en yakın caminin hocasına bir kere sorulsa kâfidir. Ama Cenab-ı Hakkın kudreti, ilmi, ulûhiyeti, rubûbiyeti, mâlikiyeti, samediyeti, ehadiyeti gibi marifetullaha dönük alanda ne kadar yoğunlaşılsa azdır ve insanı imani, İslami, insani hususlarda aksiyona sevk edecek ve istikamette sabit tutacak, kemalatın burçlarına kanatlandıracak amil de budur. Buna kısaca tahkik-i iman diyoruz.
Müslüman olmak isteyen ve İslamı hiç bilmeyen birisine ilk olarak malının şu kadarını zekât olarak vereceksin denilse, “hop, noluyo malımı niye vereyim arkadaş” diye tepki verir elbette. Ama ona kâinatın Rabbini layığıyla tanıtıp, hayatın, imanın, insanın hakikatini kavramasını sağladıktan sonra onun gönüllü olarak kıt’alar dolaşıp fakir fukara aramasına şahit olursunuz.
Adam Hacı ama Kabe-i Muazzama’da İslamın en şerir düşmanına dualar ediyor… Kişi başkalarına İslami sohbetler veriyor ama Allah düşmanı en azılı kefereleri bu millete sevdirmek için çırpınıyor. Bu tenakuzların halli elbette doğru İslâmiyeti bütün hücrelerimize kadar emerek ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti hayatımıza hâkim kılarak mümkündür.
Kur’an yapraklarına, bakkalın yumurtaları sardığı ambalaj kağıdından farklı bir kudsiyeti olduğu idrakiyle bakmayı sağlayacak olan husus iman dersleridir.
Hayatın her meselesi ve vakıasına iman penceresinden bakabilmek en mühim meselemizdir.





İlk yorum yapan siz olun