İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kuşku Hastalığı

Herkes bana düşman.

Neden ?

Çünkü düşman üretmem lazım!

Bazı insanlarda sürekli bir su-i zan hali vardır… Kendileri dışındaki herkesin göründüğü ve konuştuğu gibi olmadığı, aslında kötü niyetli oldukları; esnaftan bir şey alıyorsa mutlaka hile yapıyordur, doktor bir tetkik istediyse doktorun mutlaka bundan bir menfaati vardır gibi vesveselerle dolu. Herkesin görünen yüzünün arkasında gizli bir kötülük ararlar. Esnaf aldatacak, doktor menfaat peşinde, komşu iki yüzlü… Zihin hep tetiktedir.

Bu ruh halinin yoğunlaştığı insanlara dönük, vesvese, kuruntu, su-i zan, kuşku gibi kavramlar üzerinden bir değerlendirme yapalım.

Bu ruh haline sahip insanların HAKLI TARAFI yok mu? Elbette var. Savunma mekanizmaları, bu tavırlarına gerekçe olarak bazı yaşanmışlıkları toplar, zihninin önüne çıkartır. O da bir genelleme yapmaya yetmeyecek küçüklükteki bu tecrübelere büyük bir delil gibi sarılır. İtiraz etseniz ya kırılgandır, incitmek istemezsiniz veya agresifleşme temayülü vardır, küskünlük ve saldırganlık olsun istemez ve itirazsız kalırsınız.

Bu hâl çoğu zaman vesvese ve kuruntu ile beslenir.

İman dersleri Perspektifi… Kur’an okumalarında vesvese; hakikati değil, ihtimali büyüten bir hayal faaliyeti olarak anlatılır. Şeytanın en çok kullandığı yol, “ya öyleyse?” sorusudur. Kesin bilgi yoktur; ama ihtimal büyütülür, kalp daraltılır.

Su-i zan ise Kur’an’ın açıkça sakındırdığı bir hastalıktır: Zanların çoğundan kaçının. Çünkü zan, çoğu zaman hakikatin yerini tutmaz; ama kalbi kirletir.

Kur’an hakikatleri bize hüsn-ü zan (iyi niyetli yorum) ile bakmanın hem ibadet hem huzur kaynağı olduğunu söyler.

İnsan su-i zan ettikçe kalbi kararır, iç dünyası daralır. Çünkü herkesle görünmez bir kavga hâline girer.

Neticede zaruri ilişkiler dışında yapayalnız bir hayata kendisini mahkûm eder.

Peygamber ve Sahabe Hayatından… Peygamber Efendimiz (asm), insanların zahirine göre hükmederdi. Kalpleri araştırmazdı. Münafıkların varlığını bildiği hâlde, açık bir suç yoksa kimseyi itham etmezdi. Çünkü sürekli şüphe toplumu çürütür.

Hz. Ömer (ra)’a atfedilen bir söz şöyledir: “Bir mümin kardeşinin sözünü, mümkün olduğu sürece hayra yor.”

Bu bir safdillik değil; kalbi koruma prensibidir.

Psikoloji Ne Diyor? Modern psikoloji bu hâli birkaç kavramla açıklar:

Paranoyak eğilim: Sürekli tehdit algısı. Bazı insanlar çevrelerindeki herkesi potansiyel tehdit olarak görür, herkeste kötü niyet arar. Sürekli tetikte olurlar. Her söz ve davranışı şüpheyle değerlendirip sorgulamak kalbi ve zihni yorar. Bu, zihnin alarm durumuna sürekli açık kalmasıdır.

Bilişsel çarpıtma: Bilgi yetersiz olsa bile hemen hüküm vermek insanı vesvesenin tuzağına düşürür. Elindeki bilgi yetersiz olsa bile hızlıca kesin sonuçlar çıkarırsın. Örneğin, bir doktor tetkik istediyse “mutlaka bir menfaati var” diye düşünmek buna örnektir, hakikati görmeyi engeller. Gerçekle veri uyumlu olmayabilir ama zihnin öyleymiş gibi yorumlar.

Negatif önyargı: Olumsuz ihtimalleri büyütmek su-i zannı besler. Olumsuz ihtimalleri abartır, iyi niyetleri görmezden gelirsin. İnsanların iyi niyetini görmezden gelmek, davranışlarını kötü niyetle açıklamak kolay gelir, ama çoğu zaman gerçeğin sadece küçük bir ihtimalidir ve kalbi daraltır, huzuru bozar.

Beyin, tehdit aramaya programlıdır. Ama bu sistem aşırı çalışırsa kişi herkesi potansiyel düşman gibi görür. Bu da kronik stres, yalnızlık ve güvensizlik üretir.

Halbuki  insanın vazifesi hüsn-ü zan ile bakmak ve vesveseyi tanımaktır.

Vesvese bilinmezse büyür; fark edilirse zayıflar.

Akıl ve imanla birleştirilen farkındalık, su-i zannı dağıtır ve kalbi rahatlatır.

Asıl Problem Nedir? Sürekli su-i zan eden kişi aslında en çok kendini yorar. Kalbi dinlenmez. Hiç kimseye güvenemediği için huzur bulamaz.

Bu hal, tevekkül zayıflığıyla da ilişkilidir. İnsan her şeyin kontrolünü kendi zihniyle sağlamaya çalışır. Oysa kader ve ilahî tasarruf bilinci, kalbi gevşetir.

Çözüm Ne?

Delil yoksa hüküm yok.

İhtimali hakikat yapma.

Hüsn-ü zannı bilinçli tercih et.

Yanılma payını kabul et.

Gerekirse profesyonel destek al.

Ve en mühimi: İnsanlara değil, Allah’a güven merkezli yaşa.

Çünkü sürekli şüphe insanı korumaz; içten içe kemirir.

Hüsn-ü zan ise hem kalbi hem toplumu ayakta tutar.

“Sözler” adlı eserde, Yirmi Birinci Sözün İkinci Makamı’nda geçen şu cümle tam da konuştuğumuz ruh hâlinin kalbine dokunuyor: “Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider.”

Bahsimizle bağlantısı şu: Su-i zanla yaşayan insanın en büyük problemi bilgi eksikliği değil, zihinsel farkındalık eksikliğidir.

Vesvese nasıl çalışır?

Küçük bir ihtimali büyütür.

Delilsiz bir şüphe üretir.

“Ya öyleyse?” diye fısıldar.

Sonra onu gerçek gibi hissettirir.

Kişi bunu tanımazsa, zanneder ki: “Ben sezgiselim.” “Olanı görüyorum.” “Aslında herkes kötü.”

Hâlbuki orada işleyen şey çoğu zaman vesvesedir, hakikat değil.

“Cehil onu davet eder”

Buradaki cehil, bilgi eksikliği değil; vesvesenin mekanizmasını bilmemektir.

İnsan şunu bilmezse: Zihin ihtimalleri gerçek gibi sunabilir. Beyin tehdit üretmeye meyillidir. Her düşünce hakikat değildir. O zaman vesvese içeri girer ve yerleşir.

“İlim onu tard eder” Yani kovar.

 “Bu sadece bir ihtimal.” diyebilmek. “Düşüncem, gerçeğin kendisi değil.” diyebilmek. “Delil var mı?” diye sormak. Hüsn-ü zannı bilinçli tercih etmek.

Psikolojide buna bilişsel farkındalık denir.

Biz ise buna vesveseyi tanımak diyoruz.

“Tanımazsan gelir, tanısan gider”

Vesvese karanlıkta güçlüdür. Işık tutulunca zayıflar.

Kişi şunu fark ettiği anda: “Şu an zihnim ihtimali büyütüyor. Bu kesin bilgi değil.”

İşte o an vesvese çözülmeye başlar.

Çünkü vesvesenin gücü bilinmemesindendir.

Adını koyduğun anda yarı yarıya dağılır.

Netice: Sürekli su-i zan eden insanın ihtiyacı, herkesi çözmek değil; kendi zihninde çalışan vesvese mekanizmasını tanımaktır. Tanıdığında, gider. Tanımazsa, gerçekmiş gibi yaşamaya devam eder.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir