Varlığa Doğru Yerden Bakmak
İnsan, bu dünya sahnesine kısa bir süreliğine uğrayan bir misafir gibidir.
Gelir, görünür ve kaybolur.
Ardında bıraktığı izler bile zamanla silinir.
…
Sadece insan mı?
Etrafımıza baktığımızda gördüğümüz her şey aynı akıbete doğru ilerlemiyor mu?
Denizin yüzeyinde beliren kabarcıkları düşün…
Bir an parlıyor, sonra sönüyor.
Arkasından yenileri geliyor; onlar da aynı şekilde parlayıp kayboluyor.
…
Yahut güneşli bir günde, yeryüzündeki parlaklıkları seyret:
Su damlalarında, cam kırıklarında, parlak yüzeylerde güneşin küçük küçük akisleri görünür.
Her biri ayrı bir “güneşçik” gibi parlar; fakat hiçbiri gerçek güneş değildir.
Bu manzara açıkça şunu gösterir:
Görünen o parıltılar, kendi başlarına bir varlık değildir.
Hepsi, tek bir güneşin yansımasıdır.
O yansımalar, dilsiz ama açık bir lisanla güneşi anlatır; ışık parmaklarıyla ona işaret eder.
…
İşte bu temsil bize şu hakikati ders verir:
Bir şey kimin mülkü ise, ondan meydana gelen her şey de onundur.
Tarla kimin ise mahsul onun olur.
Deniz kimin ise içindekiler de onundur.
Öyleyse, şu kâinat kimin mülkü ise, içindeki bütün varlıklar da O’na aittir.
…
Eşyanın İki Yüzü: Hiçlik ve Değer
Varlığa nasıl baktığımız, onu nasıl gördüğümüzü belirler.
Bu noktada iki farklı bakış açısı ortaya çıkar:
…
Birincisi, eşyanın sadece kendisine bakan yönüdür.
Bu bakışta her şey, kendi başına ele alınır.
Sebeplerle açıklanır, kendi kendine var olmuş gibi değerlendirilir.
İşte bu açıdan bakıldığında, varlıkların hakikati son derece zayıftır.
Çünkü hiçbir şey kendi başına var olamaz, kendi kendine ayakta duramaz.
Bu yönüyle eşya, adeta bir “hiç” hükmündedir.
…
İkinci bakış ise, varlığı yaratıcısına nispet ederek değerlendirmektir.
Yani eşyanın, onu var eden Zât’a bakan yönünü görmek…
Bu bakışta hiçbir şey değersiz değildir.
Çünkü her bir varlık, kendisinde görünen İlâhî isimlerin bir aynasıdır.
O isimlerin cilvesini taşır, onların gölgesini yansıtır.
…
Bu durumda eşya için şu hüküm ortaya çıkar:
Kendi başına bakıldığında zayıf, geçici ve âdeta yok hükmündedir.
Fakat Allah’a bakan yönüyle anlamlı, değerli ve hakikatlidir.
Demek ki varlık, ne tamamen yoktur ne de bağımsız bir gerçekliğe sahiptir.
Onun hakikati, kendisinde değil; işaret ettiği manadadır.
…
Varlığın Hakikati: İlâhî İsimlerin Gölgesi
Bu noktada büyük İslâm âlimlerinin dikkat çektiği derin bir hakikat ortaya çıkar:
Varlıkların asıl hakikati, İlâhî isimlerdir.
Eşyanın mahiyeti ise, o hakikatlerin gölgelerinden ibarettir.
Yani bir çiçekte görülen güzellik, aslında “Cemîl” isminin bir yansımasıdır.
Bir canlının rızık bulması, “Rezzâk” isminin tecellisidir.
Kâinattaki düzen, “Hakîm” isminin cilvesidir.
Bu durumda eşya, kendi başına bir anlam taşımaz; anlamını, üzerinde tecelli eden isimlerden alır.
Bu bakış, varlığı değersizleştirmez; aksine gerçek değerini ortaya koyar.
Çünkü onu fanî ve sınırlı bir şey olmaktan çıkarır, sonsuz bir hakikate bağlar.
…
Doğru Denge: Sahabenin Yolu
İslâm tarihinde bu meselede farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.
Ancak en dengeli ve en sağlam yol, Sahabe, Tâbiîn ve onları takip eden büyük âlimlerin yoludur.
Bu yolun temel prensibi şudur:
“Varlıkların hakikati vardır; fakat bu hakikat, Allah’tan bağımsız değildir.”
Yani eşya inkâr edilmez, “yoktur” denilmez.
Ama ona bağımsız bir varlık da verilmez.
Bu denge, insanı hem inkârdan hem de aşırılıktan korur.
…
Tenzih: Allah, Mahlûkata Benzemez
Bu hakikatin en önemli sınırı ise şudur: Allah, yarattığı hiçbir şeye benzemez.
“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” hakikati gereğince, Allah bir cisim gibi düşünülemez; mekân tutmaz, bölünmez, parçalanmaz.
O’nun varlıklarla ilişkisi, yalnızca yaratıcı oluşu itibarıyladır.
Bu sınır korunmadığında, insan ya varlığı inkâra sapar ya da Allah’ı mahlûkatla karıştırma tehlikesine düşer.
…
Yanlış Yorum: “Her Şey O’dur” Anlayışı
Bazı düşünce akımlarında, varlıkların tamamen hayal olduğu veya “her şeyin bizzat Allah olduğu” gibi yorumlara rastlanır.
Bu yaklaşım, hakikatin bir yönünü görse de dengeyi kaybettiği için eksik kalır.
Çünkü gözle görülen, hissedilen ve etkileri açıkça ortada olan bu âlem, bir vehim veya hayal değildir. Gerçektir.
Fakat bu gerçeklik, bağımsız bir varlık anlamına gelmez.
O, yaratılmış bir gerçekliktir.
…
Netice: Doğru Bakışın Özeti
Bütün bu izahların vardığı nokta şudur:
Bu kâinatta gördüğümüz hiçbir şey, kendi başına var değildir.
Her şey, varlığını ve anlamını Allah’tan alır.
Eşya, O’nu gösteren birer aynadır; fakat aynanın kendisi, gösterdiği şey değildir.
İşte hakikat, bu ince dengede gizlidir:
Görünen her şey bir izdir…
Bir işarettir…
Bir yansımadır…
Ama asıl olan, o yansımanın kaynağıdır.
Her şey O değil…
Ama her şey O’ndandır.







İlk yorum yapan siz olun