İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Şifa Sadası: Hastalara Manevî Terapi”

Hasta ziyaretleri çok mühimdir. Hazret-i Peygamber (asm.) ferman etmiş ki:

“عُودُوا المَرِيضَ، وَأَطْعِمُوا الجَائِعَ، وَفُكُّوا العَانِي”

“Hastayı ziyaret edin, aç olanı doyurun ve esiri kurtarın.”[1]

Bu hadis üç temel sosyal sorumluluğu birlikte zikreder:

Hasta ziyareti: merhamet ve moral. Açları doyurmak: sosyal adalet. Esiri kurtarmak: insan onurunu korumak. Bu yönüyle hem ferdi ahlâkı hem de içtimai tesanüdü (sosyal dayanışmayı) kuran çok şümullü bir ölçü sunar.

Bu yazımızda hastaya manevi destek nasıl olur sorusuna cevap arayacağız. İnsan hastanın yanında ne konuşacağını şaşırıyor, adeta kitlenip kalıyor. Acaba neler söylesem onu rahatlatır ve hastalıkla mücadelesinde faydalı olabilirim diye zihni uygun konu ve cümleler arıyor. Biz de hem ziyaretçilere malzeme temini hem de hastalara manevi moral takviyesi olsun diye bu çalışmayı yapıyoruz.

Risale-i Nur Külliyatı’nda 25. Lem’a adlı risalede hastalara bazı mesajlar verilir.

Evvela o mesajlardan anladıklarımızı hastalarımıza hitaben bir özet halinde sıralıyoruz.

İnsan bu dünyaya sadece güzel yaşamak, rahat etmek ve keyif sürmek için gelmemiştir. Hastalık insana şunu der: Ölümsüz değilsin… Sonsuza kadar yaşamayacaksın… Başıboş da değilsin… Bir görevin var. Kibrini bırak, seni yaratanı düşün… Hayatımızın bir sonu olduğunu bil, kabre gideceğini unutma ve ona göre hazırlan.

Evet, hastalık bazı insanlara Allah’ın merhametli bir hediyesi gibidir. İnsana der ki: Senin bedenin taş ya da demir gibi sağlam değildir. Aksine, her an dağılabilecek, ayrılabilecek parçalardan oluşmuştur. Kibrini bırak, aciz olduğunu anla, seni sahip olanı tanı, görevini bil, dünyaya niçin geldiğini öğren.

Hastalık sabun gibidir; günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıkların günahlara kefaret olduğu sahih hadislerle sabittir. Eğer insan günahlarını düşünmüyorsa ya da ahireti bilmiyorsa veya Allah’ı tanımıyorsa, aslında onda çok daha korkunç bir hastalık vardır. Bu hastalık, bizim yaşadığımız küçük dünya hastalıklarından milyon kat daha büyüktür. Asıl ona ağlayıp feryat etmek gerekir.

Akıllı insan şunu söyler: “O sabredenler ki başlarına bir sıkıntı geldiğinde ‘Biz Allah’a aitiz ve sonunda yine O’na döneceğiz’ derler.” Bakara Sûresi, 2:156.

Bu anlayışla teslim olur ve sabreder. Ta ki o hastalık, o insandaki görevini tamamlayıp gidene kadar.

Ey hasta kardeşler! Eğer gerçekten şifalı, faydalı, her derde deva ve gerçek lezzet veren manevi bir ilaç istiyorsanız, imanınızı geliştirin. Yani tövbe ve istiğfarla, namazla ve kullukla o manevi şifayı kullanın.

Madem hastalık insanı gafletten uyandırıyor, iştahı kesiyor ve haram keyiflere gitmesine engel oluyor; o zaman bundan faydalanın. Gerçek imanın kutsal ilaçlarını; tövbe, istiğfar, dua ve yalvarışla kullanın.

Allah size şifa versin, hastalıklarınızı günahlarınıza kefaret yapsın. Amin.

Şimdi ise yine aynı risalenin mesajlarından istifade ederek, hastane yönetimlerinin tatbik edebileceği bir örnek sesleniş sunuyoruz. Ümid ediyoruz ki, bu tarz manevi moral takviyeleri yaygınlaşır.

(Hastanenin hoparlöründen yumuşak ama derin bir ses yayılır…)

Ey hasta kardeşlerim…

Bu hastanenin odalarında yatan siz kıymetli insanlar… Şimdi sizlere, asırlar öncesinden gelen bir merhamet çağrısını hatırlatarak başlıyorum: “Hastayı ziyaret edin, aç olanı doyurun ve esiri kurtarın.”

Bu söz, yalnız bir öğüt değil; insanlığın kalbine bırakılmış bir şifa reçetesidir. Ve bugün, bu hastanenin içinde en çok hatırlanması gereken hakikatlerden biridir.

Ey hasta kardeş…

Bulunduğun bu oda yalnızca bir tedavi yeri değil; aynı zamanda bir hikmet dershanesidir. Şimdi dikkatle dinle: Sen burada sadece bedeninle değil, ruhunla da tedavi gördüğün bir yolculuktasın.

Sakın hastalığını yalnızca bir sıkıntı zannetme. Evet, zahiren bir ağrı, bir yorgunluk, bir daralma hissediyorsun. Fakat hakikatte bu hâl, senin için bir arınma kapısıdır. Sabrettiğin her an, yüklerin hafifliyor; kalbin temizleniyor Nice günahların, nice hataların; işte bu sabır anlarında sessizce siliniyor.

 “Niçin ben?” deme. Çünkü bu dünya imtihan yeridir. Sağlık da bir imtihandır, hastalık da… Belki sen sağlıklı iken gaflete dalacaktın; fakat şimdi kalbin uyanıyor, dilin duaya yöneliyor. Bu hâl, görünmeyen bir nimettir.

Unutma ki hastalık, sana aczini ve zayıflığını hatırlatır. İşte bu hatırlayış, seni sonsuz kudrete bağlar. Sen güçsüzlüğünü anladıkça, dayanacağın gerçek kuvveti bulursun. Gücünün bittiği yerde, dayanacağın hakiki kuvvet başlar.

Bu yatakta geçirdiğin her an boş değil. Sabırla geçen bir dakika, bazen saatlerce yapılan ibadete denk olabilir. Sen sadece dayanarak bile kazanıyorsun. Bu, görünmeyen ama çok kıymetli bir kazançtır.

Hastalığın sana ölümü hatırlatıyorsa korkma. Çünkü ölüm, yokluk değil; bir geçiştir. Bu dünya bir bekleme salonu ise, ölüm de başka bir âleme açılan kapıdır. Sen burada hazırlanıyorsun.

Şikâyet yerine şükretmeye çalış. Evet, zor biliyorum… Ama düşün: Gözün görüyor mu? Kalbin atıyor mu? Sevdiklerin var mı? İşte bunlar seninle. Hâlâ sahip olduğun nimetler, sana verilen değerin işaretidir. O hâlde hastalık, her nimeti daha derinden fark ettiren bir öğretmendir.

Yalnız değilsin. Bu hastanede binlerce kişi var; ama asıl önemlisi, seni gören, bilen, duyan bir Rabbin var. Senin her hâlin kayıt altında. Hiçbir sabrın karşılıksız kalmayacak.

Seni gören, bilen, duyan bir Rabbin var. Her sabrın, her duan karşılıksız kalmayacak.

Doktorlar, ilaçlar birer vesiledir. Şifayı veren ise başkadır. O yüzden hem tedavine sarıl, hem de kalbini O’na aç. Çünkü gerçek şifa, sadece bedene değil, ruha da gelir.

(Ses biraz daha derinleşir, yumuşar kapanışa doğru son cümleler …)

Az önce duyduğumuz o çağrıyı bir de şöyle düşünelim: “Hastayı ziyaret edin…” Bugün belki siz ziyaret edilenlersiniz. Ama yarın siz de bir başkasının yarasına merhem olabilirsiniz. Bu hâl, size merhameti öğretmek için verilmiş olabilir.

Bu hastalık geçecek. Ya şifa bulacaksın ya da daha güzel bir âleme gideceksin. Her iki durumda da kaybeden değilsin. Yeter ki bu süreci sabırla ve imanla geçir.

Kardeşim… Bu hastane odasını bir bekleme yeri, bir sıkıntı yeri değil, bir kazanç yeri olarak gör. Sabret, tevekkül et… Çünkü sen yalnız iyileşmiyorsun, yalnız tedavi olmuyorsun; aynı zamanda arınıyor, derinleşiyor, yükseliyor ve hazırlanıyorsun.

Şifa seninle olsun.


[1] Sahih-i Buhârî, Cihâd: 171; Et‘ime: 1; Nikâh: 71; Merdâ (Hastalar): 4. Rivayet Bilgisi… Sahabî Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (r.a.)

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir