“Vahdet Sırrı: Kâinatta Birliğin Delilleri”
Allah’ın iki türlü tecellisi (iş görmesi) var.
İki tecelli: Genel kanunlar (sebepler perdesi) ve doğrudan, perdesiz ilgi (kulun şahsında).
İkincisi daha “parlak” çünkü vasıtasız.
Bu, “düzen” ile “yakınlık” arasındaki gerilimi gösterir. Açalım.
Birincisi: Vahidiyet sırrıyla, yani genel bir kanun gibi, sebepler ve vasıtalar üzerinden tasarruf etmesidir.
Güneşin herkese aynı anda ışık vermesi gibi; işler bir düzen içinde yürür.
İkincisi: Ehadiyet sırrıyla, yani hiçbir perde olmadan, doğrudan doğruya, özel bir ilgiyle tasarruf etmesidir.
Duanın kabulü, kalbe gelen ilham, ölüm anındaki özel tecelli gibi kuluna şahsen sahip çıkması hali.
Birlik kolaylık demek, dağınıklık ise zorluk demek: Yüz askerin tek kumandana bağlanması, bir ağacın tek kökten beslenmesi gibi misallere ve tevhidin “iktisat” ve “sadelik” ilkesi gibi gerçeklere bakınca şirkin sadece inanç hatası değil, aynı zamanda aklî bir karmaşa ve maliyet doğurduğunu görüyoruz.
Allah’ın doğrudan, perdesiz ve özel bir şekilde yaptığı ihsan ve icraat; sebepler aracılığıyla görünen işlerinden daha büyük, daha parlak ve daha yücedir.
Yani, genel kanunla iş görmesi ayrı; kuluna doğrudan yönelmesi ayrı.
En yüksek tecelli, arada perde olmadan olanıdır.
Bir orduya elbise dikmek için gereken makineler neyse, tek bir askerin elbisesi için de aynı makineler gerekir.
Bir kitabın bin tane basılmasıyla bir tane basılması arasında matbaa açısından büyük fark yoktur.
Hatta bazen tek basım daha pahalı bile olur.
Ama işi tek bir matbaa yerine birçok matbaaya dağıtırsan, masraf katlanır.
Eğer çokluk (kesret) tek bir merkeze bağlanmazsa, bu sefer birliği çokluğa dağıtmak zorunda kalırsın; iş zorlaşır, karışır.
Demek ki varlıkların kolay ve düzenli yaratılması, her şeyin tek bir kudrete (tevhide) bağlı olmasındandır.
Tek elden çıkarsa kolay. Dağıtırsan zorlaşır. İşin sırrı vahdettedir.
Gündüz ışığını ve yerdeki camda, suda, karda görünen küçük “güneşçikleri” gerçek güneşe vermezsek; yani “bunlar tek güneşin yansımasıdır” demezsek… O zaman her cam parçasında, her su damlasında, hatta havadaki zerrede bile ayrı ayrı gerçek bir güneş var dememiz gerekir. Bunu akıl kabul etmez.
Öyleyse netice verir ki görünen bütün o küçük ışıklar, tek bir güneşin yansımasıdır.
Çok yerde görünen tecelliler, ayrı ayrı güçlerden değil; tek bir kaynaktan gelir.
Her parıltı ayrı güneş değil… Hepsi tek güneşin yansıması.
“Tek basımla bin basım arasında matbaa açısından fark yok” benzetmesine dikkat et.
Bugünkü dijital çoğaltma çağında bir “kaynak kod” nasıl milyon cihazda aynı anda çalışıyorsa, kudretin tekliği de varlığın her noktasında eşzamanlı işliyor.
Ayrıca “camdaki güneşçikler” imgesi, modern fizikteki alan/parçacık ikiliğini hatırlatmıyor mu insana?
Her yerde görünen parıltılar, ayrı kaynaklar değil; tek alanın yerel tezahürleri.
Şu kâinattaki düzen, ölçü ve hassas ayar; aklı başında olana şunu gösterir: Bütün bunların arkasında tek, eşsiz, her şeye gücü yeten, bilen ve hikmetle iş yapan bir Zât vardır.
Çünkü her yerde bir birlik görülüyor.
Birlik varsa, bu bir olanı gösterir.
Mesela: Dünyanın lambası olan güneş birdir.
Öyleyse dünyanın sahibi de birdir.
Yine mesela: Yeryüzündeki canlılara hizmet eden hava, su ve ateş (enerji) birdir.
Öyleyse bunları yöneten ve bize hizmet ettiren de birdir.
Düzende birlik var. Birlik de tek sahibini gösterir.
Kâinatta hükmeden ilahî kudret; koca güneşi yeryüzündeki canlılara bir lamba ve ısı kaynağı yapmış.
Dünyayı onlar için bir beşik ve yaşama alanı hâline getirmiş.
Ateşi bir aşçı gibi hizmete vermiş.
Bulutu süzgeç gibi su dağıtan bir görevli yapmış.
Dağları depo, havayı nefes kaynağı, suyu ise hayat veren bir sütanne gibi yaratmış.
Yani koskoca varlıklar, küçücük canlılara hizmet ediyor.
Peki bunu kim yapabilir?
Güneşi insanlara hizmetkâr eden kim?
Havayı bu kadar görevle çalıştıran kim?
Ateşe bu özelliği veren kim?
Elbette hepsi tek bir Yaratıcı’nın tasarrufudur.
Demek ki her unsur, her varlık, o büyük rububiyeti¨ ve tek olan Allah’ı gösterir.
Güneşten suya kadar her şey emir eri gibi çalışıyor. Bu da tek bir kumandanı gösteriyor.
Bu kâinatın ustası olan Allah, Güneş’i ve Ay’ı hangi kudretle yerlerine koyuyorsa, aynı kudretle bir insanın gözündeki küçücük zerreyi de yerleştiriyor.
Yıldızları göğe nasıl çakıyorsa, aynı anda insan yüzündeki ince ayrıntıları ve duyguları da nakış gibi işliyor.
Yani büyük-küçük fark etmiyor.
Kâinatı kuran kudretle, bir göz bebeğini yapan kudret aynı.
Kur’an da bunu hem heybetle hem incelikle anlatırken, bir kelimeyle zerreye, bir kelimeyle güneşe dokunur gibi konuşur.
Hem azameti hem inceliği, hem celâli (heybeti) hem cemâli (güzelliği), hem uzaklığı hem yakınlığı aynı anda gösterir.
Zıt gibi görünen şeyleri bir arada anlatır.
Ve bunu öyle bir üslupla yapar ki, en büyük edipleri bile hayran eder.
Güneşi koyan kudretle göz bebeğini yapan aynı. Büyük-küçük fark etmez.
Allah bir kuşun tüylerini hangi kanunla yeniliyorsa, aynı kanunla her sene dünyayı baharda yeniliyor.
Aynı kanunla: Asırlar içinde dünyanın şeklini değiştiriyor. Kıyamette bütün kâinatı değiştirecek.
Bir zerreyi nasıl hareket ettiriyorsa, aynı düzenle dünyayı döndürüyor, güneş sistemini çeviriyor, âlemleri idare ediyor.
Senin bedenindeki hücreleri hangi kanunla yeniliyorsa, aynı kanunla bağını, bahçeni, yeryüzünü her bahar diriltiyor.
Bir sineği dirilten kudretle, koca çınar ağacını, hatta bütün yeryüzünü diriltiyor.
Aynı kanunla haşirde bütün mahlûkatı da diriltecek.
Demek ki: Zerreden kâinata kadar işleyen tek bir ilahî düzen var.
Bu kanunlar çok büyük ve kapsamlı.
Ama hepsi tek bir ilim ve iradeden geliyor.
Her kanun, Allah’ın birliğine bir delildir.

Verdiğimiz misaller bu kanunların küçük örneklerini gösterir.
Yani temsil sadece benzetme değil; o genel kanunun varlığına bir delildir.
Kuşun tüyünü yenileyen kanunla dünyayı yeniliyor.
Zerreyi çeviren güçle gezegenleri döndürüyor.
Aynı düzen, aynı kudret.
Bu da tek bir Sahib’i gösteriyor.
Eşyalardaki tür ve fert olarak görünen birlik, Allah’taki birlik sırrından geliyor.
Çünkü kudret bölünmez. Bir yere çok, bir yere az gitmez. Parçalanmaz.
Eğer Allah’ın birliği olmasaydı, kudretin etkisi farklı farklı olurdu; o zaman varlıklarda düzensizlik ve karışıklık olurdu.
Ama bakıyoruz ki düzen var.
Bu durum, güneşe benzer: Tek bir güneş, küçük-büyük ayırmadan her yeri aydınlatır. Aynı anda her yere ışık verir.
Madem ki basit bir güneşte bile bu birlik sayesinde düzenli bir tasarruf var, elbette ezelî ve ebedî olan Allah’ın tasarrufu çok daha mükemmel ve kusursuzdur.
Kudret bölünmez. Tek güneş nasıl her yeri eşit aydınlatıyorsa, tek Allah’ın kudreti de her şeyi düzen içinde idare eder.
Birlik olmasa düzen olmazdı.
Yüz askerin bir komutana bağlı olması kolaydır.
Ama bir askerin yüz komutana bağlı olması çok zordur.
Bir ordu tek merkezden, tek fabrikadan, tek kanunla donatılırsa iş kolaylaşır.
Ama tek bir askerin ihtiyaçları bile farklı merkezlere dağıtılsa, iş orduyu donatmak kadar zorlaşır.
Ağaç misali de aynı: Bir ağaç kökten, tek merkezden beslenir; bu yüzden binler meyve vermesi kolaydır.
Ama her meyve ayrı yerden beslenseydi, her biri bir ağaç kadar zor olurdu.
Hatta küçücük bir çekirdek bile bütün ağacın planını taşıdığı için, ayrı ayrı sebeplere bırakılsa ağacı yapmak kadar zor olurdu.
Demek ki: Birlikte (tevhidde) işler son derece kolay. Dağınıklıkta (şirkte) işler aşırı zor.
Eğer insan kendini Allah’a verir, yaratılışı O’na isnad ederse; Allah bir “ol” emriyle onu kolayca yaratır.
Ama işi sebeplere ve tabiata verirsen; o zaman seni yapmak için bütün kâinatı taramak, vücudundaki maddeleri dünyanın dört bir yanından toplamak gerekir.
Çünkü sebepler yoktan var edemez; sadece toplar, birleştirir.
Tek merkeze bağlıysa iş kolay.
Dağıtırsan içinden çıkılmaz.
Tevhid kolaylık demek, şirk ise akıl almaz zorluk demek.
“Vahidiyet dışta birliği, Ehadiyet içte bölünmezliği anlatır. İkisi birlikte tevhidin tam resmini çizer. Bu resmi gören akıl, kâinatı okur; bu resmi kalbine alan insan, elmas olur.”
¨ Rububiyet: Allah’ın; her şeyi yaratıp sahip olması, her canlının ihtiyacını zamanında vermesi, onu büyütüp geliştirmesidir. Diğer deyişle mahlûkatı yaratıp başıboş bırakmayıp, her an ihtiyaçlarını görerek onları adım adım kemale erdirmesi ve hayatını düzenleyip yönetmesi hâlidir.






İlk yorum yapan siz olun