İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tek Dünyalı Bakış ve Kader

Bir whatsapp grubunda eski bir arkadaşım şu cümleyi yazdı:

Arkadaş:

-Bir soru: Sakat doğan bir çocuğun koşup oynayan çocuklara ibretle bakması Allah’ın adaletine sığıyor mu?

İlk anda bu suali kadere itiraz ve isyan olarak algılayıp soruya sorularla cevap yazdım. Yazışma şöyle gelişti:

Ben:

-Bir soru: Allah herkese her şeyi ama her şeyi eşit şekilde ve miktarda vermek zorunda mıydı ?

Arkadaş:

-Eğer adil Allah diyorsak evet

Ben:

-Soru: Allah tarafından yaratılmış kim Allah’a karşı hak sahibi olabilir? Adalet sadece bir sahne ile mi ölçülür? Ya o bakma sahnesinden daha ötelerde, bakılanın asla sahip olamayacağı hazinelere sahip olacaksa? Adaletin sahnesi sadece dünya mıdır? Aklı bize veren Allah’ın adaletini, O’nun verdiği akılla sorgulama kabiliyetimizin sınırı nerede başlar nerede biter? Biz o çocuğun hem dünya hem ahret hayatının bütününü görebiliyor muyuz ki ölçmeye kalkıyoruz? Allah dilediğine dilediğini dilediği şekilde verir. O neyi nasıl yapıyorsa en adil tarz odur. Aksi olsaydı herkesi aynı boyda, aynı surette, aynı ebatta, aynı güzellikte, aynı huylarda, aynı ayaklarla, aynı ellerle, aynı saçlarla, aynı hayat hikâyesi ile yaratmalıydı…

Arkadaş: Çünkü Allah insanlara zulmetmez, fırsatlar verir.

Ben: evet aynen öyledir.

Aslında çoğu insanın zihnini meşgul eden kaderle alakalı çok meseleler var.

Bu meseleyi kökten çözüp akla gelebilecek şüphe ve suallere doyurucu cevaplar veren bir kaynak olarak Risale-i Nur’daki Kader ile alakalı bahislerin okunmasını tavsiye ederek, baştaki sual ile alakalı bir çözümleme yaparak konuyu buraya da taşıyalım.

Allah’ın (c.c.) adaletine dair sorulan “adalet ve eşitsizlik” sualine biraz daha geniş cevap verelim.

  1. Meseleyi yanlış yerden okuyoruz

Biz olaya sadece dünya hayatı penceresinden bakıyoruz:

“Biri sağlıklı, biri sakat öyleyse bu adaletsizliktir”

Ama Dünya tek başına bir sonuç yeri değil, bir imtihan meydanıdır.

Yani mesele “eşit dağıtım” değil, “imtihanın hikmeti”.

  • Adalet, herkese aynı şeyi vermek değildir.

Adalet şöyle anlaşılmalıdır: Herkese aynı şeyi vermek müsavat (eşitlik).Herkese layık olduğu şeyi vermek ise adalet. Allah’ın adaleti ikinci türdür.

Mesela: Birine sağlık verilmiş, şükür imtihanı. Diğerine hastalık verilmiş, sabır imtihanı. Yani dış görünüşte fark var ama imtihanın değeri açısından fark yok.

3. Sakat çocuk meselesinin sırrı

Bu gibi durumları şöyle okunmalıdır:

a) O çocuk için

O çocuk kısa ve zor bir dünya hayatı yaşar ama karşılığında: Günahsız olduğu için doğrudan rahmete mazhar olur.

Çektiği sıkıntı büyük sevap olur. Ahirette eksiksiz, hatta daha üstün bir hayat kazanır.

Yani: Dünya zararı ahirette kat kat telafi edilir.

Hatta denir ki: Böyle musibetlere uğrayanlar, ahirette aldıkları karşılığı görünce “Keşke daha fazla çekseydim” der.

b) Sağlıklı çocuklar için

Onlar da rahat değil aslında: Onlar şükür imtihanında nimetin hesabını verecekler.

Yani: Koşan çocuk avantajlı gibi görünür ama yükü daha ağır olabilir.

c) Toplum için

O sakat çocuk: Şefkat duygusunu uyandırır.

Merhameti öğretir.

İnsanları bencillikten kurtarır.

Yani: O çocuk sadece kendi imtihanını değil, toplumun imtihanını da taşır.

Kilit Nokta

Burada çok net bir ölçü koyalım: Ahiret yoksa bu dünya gerçekten adaletsiz görünür.

Ama ahiret varsa, her şey yerli yerine oturur.

Yani mesele aslında şu: Biz sadece 5-10 yıllık bir sahneye bakıyoruz. Allah ise sonsuz hayatı birlikte yaratıyor.

İbretle bakma sahnesi

O sahne var ya: Sakat çocuk oturmuş, diğerleri koşuyor…

Bu sahne acıklı evet ama tek karelik bir fotoğraf.

Filmin tamamı ise: O çocuğun ebedî saadeti… Diğerlerinin hesabı… İlahi rahmetin tecellisi…

Netice:

Bu vaziyet Allah’ın adaletine aykırı değil; bilakis ahiretle birlikte bakıldığında adaletin ta kendisi.

Ama: Sadece dünya gözlüğüyle bakarsan zulüm gibi görünür.

Ahiret gözlüğüyle bakarsan hikmet ve merhamet olur.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir