İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“İman: Ya Kurtuluş, Ya İçten Çöküş”

İnsanın gerçek durumu: zayıflık ve sahipsizlik korkusu…

İnsanın varlıkla, hayatla ve ölümle olan bütün ilişkisini baştan sona yeniden kuran bir sistemden bahsedeceğiz. Bu sistemin merkezinde ise tek bir şey var: İman. Ama bu iman, kuru bir “inanıyorum” demek değil… İnsanın hayatını baştan aşağı değiştiren bir bakış açısıdır.

İnsan, dünyada zayıf, fakir ve çok ihtiyaç sahibi bir varlıktır. Başına gelen sıkıntılar, korkular ve ayrılıklar onu sürekli sarsar. Bu dünyaya gözünü açtığı andan itibaren kendisini büyük bir mücadelenin içinde bulur. Her ne kadar güçlü görünse de hakikatte: Hastalığa yenilir. Yaşlanır. Sevdiklerini kaybeder. Ölümden kaçamaz. Yani: Acizdir. Zayıftır… Her şeye gücü yetmez. Fakirdir. Her şeye muhtaçtır. Korkuya açıktır. Üstelik etrafı, korkularla ve belirsizliklerle doludur. Hastalık, ayrılık, ölüm… Her biri insanın ruhunu sarsan büyük hakikatlerdir. Bu hâlde bir insan, eğer kâinatı sahipsiz zannederse… Her olay ona tehdit gibi gelir. Gelecek karanlık görünür. Kalbi sürekli bir tedirginlik içinde yaşar. Bir nevi, gözle görülmeyen ama içte yanan bir azap başlar.

Eğer insan bu tabloya yalnızca maddî gözle bakarsa, hayatın manzarası oldukça ağırlaşır. Çünkü bu durumda insan, kendisini sahipsiz, başıboş ve tesadüflerin ortasında hisseder. Koca kâinat, onun nazarında kör ve şuursuz bir mekanizma gibi görünür. Başına gelen hadiselerin bir anlamı yoktur. Sevdikleriyle olan bağları, ölümle birlikte tamamen kopacak gibidir. Bu bakış açısı, insanı daha hayattayken içten içe kemiren bir boşluğa ve karanlığa sürükler.

İman: Sahipsizliği bitiren gerçek

Ama eğer iman ederse tablo tamamen değişir, aynı hayat bambaşka bir mahiyet kazanır. İnsan şunu fark eder: Bu koca kâinat sahipsiz değil, başıboş değil. Her şeyi sonsuz bir ilimle bilen, onu idare eden sonsuz kudret sahibi bir Zât var. Ve o Zât, insanı da görür, bilir ve başıboş bırakmaz. Kendisi de o iradenin gözetimi altında. Bu fark ediş küçük bir bilgi değildir. Bu, insanın iç dünyasında köklü bir dönüşümdür. Bu durumda insanın kalbinde büyük bir rahatlama olur. Çünkü insan artık kendisini karanlık bir boşlukta değil, her an gözetilen ve korunan bir sistemin içinde hisseder. Artık: Korkular azalır. Belirsizlik yerini güvene bırakır. Hayat “rastgele” olmaktan çıkar.

Basit misal… Gece karanlık bir yerde yürüyen biri ile, yanında güçlü bir koruyucu olduğunu bilen biri aynı kişi değildir. İman, o koruyucunun varlığını bilmektir. Karanlık bir gecede tek başına yürüyen bir insanı düşün. En küçük bir seste ürker, her sesten korkar. her gölgeyi tehlike zanneder. Fakat yanında güçlü bir koruyucunun bulunduğunu bilse, aynı yolda korkusuzca yürür. İşte iman, o “koruyucu ile beraber olma hissi”dir. Hayatın karanlık görünen yönleri aydınlanır; korkular yerini güvene bırakır. İnsan yalnız değil. Sahipsiz değil. Tesadüfün oyuncağı değil. Her şey bir ilim ve kudretle yönetiliyor. Bu da insana: Güven, teslimiyet, iç huzuru verir.

İnsan sadece dünyada yaşamıyor, iman yalnızca bu dünya ile sınırlı bir teselli değildir. Asıl hayat ahiret hayatıdır.

Ölüm meselesi: Her şeyin kırılma noktası

Kâinatın anlamı: boşluk mu, mesaj mı? İnsan hayatının en büyük meselesi ölümdür. Asıl büyük dönüşüm, ölüm meselesinde ortaya çıkar. Eğer iman yoksa… Ölüm, yokluk. Sevdiklerin, sonsuz ayrılık, sonsuz kayıp. Hayat, anlamsız bir kısa rüya. Bu bakış açısı insanı içten içe parçalar. Çünkü sevdiğin her şeyin elinden alınacağını bilerek yaşarsın.

Ama iman varsa ölümün manası değişir:… Ölüm ayrılık değil, terhis (yer değiştirme).. Kabir, yokluk değil, geçiş olur, başka bir âleme kapı. Son değil, başlangıç olur. Sevdikler, ebedî buluşma ihtimali. Artık insan şöyle bakar: “Ben yok olmuyorum, başka bir hayata gidiyorum.”

İmansız bir bakış açısında ölüm, her şeyin sonu demektir. İnsan, hem kendisi için hem de sevdikleri için ebedî bir yokluk düşüncesiyle yüz yüze gelir. Bu ise, hayatın en tatlı anlarını bile acılaştıran bir gölge gibi insanın peşini bırakmaz. Çünkü ne kadar mutlu olursa olsun, eninde sonunda her şeyin yok olacağı düşüncesi, o mutluluğun tadını kaçırır. İman yoksa kâinat: Soğuk, sessiz, anlamsız bir yığın gibi görünür. Ağaç sadece ağaçtır. Yıldız sadece gaz kütlesidir. Hayat ise tesadüflerin ürünüdür. Ama iman varsa: Her şey anlam kazanır. Ağaç, sanat olur. Hayat, hikmetli bir plan olur. Kâinat, okunacak bir kitap olur.

Bir asker düşün: Terhis olunca “mahvoldum” demez. “Görev bitti, şimdi asıl hayata gidiyorum” der. İmanlı insan için ölüm aynen böyledir. Ölüm korkusu yerini ümit ve hazırlığa bırakır. Ayrılık acısı yerini kavuşma ümidine bırakır. Hayat anlamsızlıktan kurtulur. Kabir, karanlık bir kuyu olmaktan çıkar; başka bir âleme açılan bir kapı haline gelir. Bu da insanın kalbine derin bir ümit yerleştirir. Böylece iman, insanı en büyük korkulardan biri olan ölüm korkusundan kurtarır. Onun yerine, hazırlık, umut ve anlam duygusu getirir.

Keskin fark: İmansız bakış: “Her şey boşuna oluyor.” İmanlı bakış: “Hiçbir şey boşuna değil. Her şeyin bir hikmeti var”

İman aynı zamanda insanın kâinatla olan ilişkisini de kökten değiştirir. İnsan, iman sayesinde kâinatla bağ kurar. Yani:  Ağaçlar, hayvanlar, yıldızlar… hepsi birer “manalı varlık” haline gelir. Bir çiçek sadece bir bitki değildir; ince bir sanatın eseridir. Bir hayvan sadece bir canlı değildir; rahmetin bir tecellisidir. Göklerdeki yıldızlar, başıboş dolaşan kütleler değil; kudretin düzenli ve hikmetli işleyişinin işaretleridir. Böylece kâinat, soğuk ve sessiz bir yer olmaktan çıkar; anlamlarla dolu canlı bir kitap haline gelir. İnsan kendini büyük bir sistemin içinde görür.

Eğer iman yoksa: Kâinat soğuk, anlamsız, kör bir makine, amaçsız bir hareketler yığınıdır. İAğaçlar, hayvanlar, yıldızlar… Hepsi tesadüflerin ürünü gibi görünür. Bu bakış açısında varlıkların hiçbir derin manası yoktur. Ama iman varsa: Kâinat, Allah’ın sanat eserleri. Her şey bir mesaj taşıyor, her şey bir anlam kazanır. İnsan da bu kitabın içinde kendine bir yer bulur. Artık o, başıboş bir varlık değil; anlamlı bir sistemin parçasıdır.

İman sadece bilgiden ibaret değil, dayanaktır.

İman sadece bir düşünce, sadece bir “inanmak” değildir. Aynı zamanda bir dayanma noktasıdır. İnsan kendi başına bu yükü taşıyabilecek güçte değildir. Acizdir. En küçük bir hastalık karşısında çaresiz kalır. En basit bir sıkıntı, onun dengesini bozabilir.

Fakirdir; ihtiyaçları sonsuz, imkânları sınırlıdır. Korkularla doludur. Her şeye karşı koyamaz. Her acıyı taşıyamaz. Ama imanla: Sonsuz bir kudrete dayanır. Sonsuz bir rahmete bağlanır

Bir çocuk düşün: Tek başına olsa karanlıktan korkar. Ama babasının elini tutunca cesurlaşır. İnsan da imanla birlikte büyük bir güven hissine ulaşır. Hayatın zorlukları tamamen ortadan kalkmaz; fakat o zorlukların altında ezilmez. İman, o eldir. İnsan kendi gücüyle ayakta duramaz. Ama kendi sınırlı gücüne değil, imanla sonsuz bir kudrete bağlanır. Kendi dar imkânlarına değil, sınırsız bir rahmete güvenir. Bu da ona normal şartlarda sahip olamayacağı gerçek cesaret ve sabrı kazandırır.

Hayatın yeniden anlamlandırılması…

İman, hayatın her alanını yeniden kurar: Bütün bu hakikatler bir araya geldiğinde ortaya şu net tablo çıkar: İman, insanı dört büyük karanlıktan kurtarır: Korkudan, Yalnızlıktan, Anlamsızlıktan, Yokluk endişesinden. Ve onların yerine dört büyük hakikati yerleştirir: Güven, Ümit, Anlam, Dayanma gücü.

Önceden: Gelecek, korku. Ölüm, yokluk. Kâinat, anlamsız. İnsan, yalnız.

Sonradan: Gelecek, kader ve hikmet. Ölüm, geçiş. Kâinat, anlamlı bir düzen. İnsan, sahipsiz değil.

İmansızlığın gerçek neticesi/ İman neyi değiştirir? İmansızlık sadece “ahirette kayıp” değildir. Daha dünyada başlar. İnsan: Sürekli bir iç sıkıntısı yaşar. Anlamsızlık duygusundan kurtulamaz. Ölüm korkusunu bastıramaz. Yani görünürde yaşıyor gibi olsa da, imansızlık, insanı dışarıdan ayakta gibi gösterse bile, derin bir çöküşe sürükler, İnsan daha ölmeden içinde bir cehennem yaşar.

İman, sadece ahiret için değil. Bu dünyada da insanı ayakta tutar “yaşanabilir bir hayata” kavuşturur. Hem de ebedî hayatına hazırlayan sağlam bir temel kurar. İnsanın: Korkusunu güvene; yalnızlığını sahiplenilmeye; anlamsızlığını hikmete; ölüm korkusunu ümite çevirir.

İman, sadece bir inanç değildir. İnsanın ayakta durmasını sağlayan görünmez bir direktir. O direk varsa: İnsan yıkılmaz. Sarsılsa da dağılmaz. Kaybetse de bitmez. Ama o direk yoksa… İnsan, daha hayattayken içten içe çöker.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir