İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnkârın İki Çeşidi

Küfür ve sapma (dalâlet) iki çeşittir:

Birinci tür: İnsan gerçeği (imanı) inkâr eder ama aktif olarak başka bir şey savunmaz.

Bu sadece kabul etmemektir. Bir boşluk halidir (yani “yok sayma”).

“Ben inanmıyorum” der, ama yerine bir şey koymaz.

Bu yüzden bu kısmı çürütmek kolaydır.

Yani, kabul etmemek ayrı, inkâr etmek ayrıdır.

“Kabul etmemek” Pasif boşluk: Umursamamaktır, ilgisizliktir.

Gözünü kapamaktır.

Bilgisizce “bir şey dememek”tir.

Bu durumda kişi, birçok saçma ve imkânsız şeyi içinde barındırabilir ama fark etmez; çünkü aklı onlarla uğraşmaz.

Bu tür dalâlet yani pasif inkâr: Adam diyor ki: “Bilmiyorum, ilgilenmiyorum, düşünmedim…” Düşünmemiş, bakmamış, ilgilenmemiş. “Yok sayıyorum” diyor. Ama bir iddiası yok.

Bu adam: Tehlikeli değil Ama boşlukta.

Yani: Yanlış da olsa bir sistem kurmamış.

Bu neye benzer? Gözünü kapatıp “güneş yok” demeye.

Buna: “Gözünü aç” denilir. İş biter.

İkinci tür: İnsan sadece inkâr etmez, imanın tam tersini savunur.

Sadece kabul etmemek değildir. Bilakis “yoktur” diye hüküm vermektir.

“Allah yok” demekle kalmaz, “Kâinat kendi kendine oldu” der.

Yani batılı kabul eder.

Yokluğu (ademi) varmış gibi ispat etmeye çalışır.

En kritik nokta: İnkâr aslında zor, ama kolay sanılıyor…

İman: Bir hakikati kabul eder (kolay).

İnkâr: Bütün hakikatleri reddetmek zorunda kalır (çok zor).

Bu neye benzer?

Güneşi inkâr edip, “Bu ışıkları lambalar yapıyor” diye sistem kurmaya.

Bu tür dalâlet yani aktif inkâr (tehlikeli olan):Bu adam farklı: İnkâr eden ne diyor? “Yoktur, olamaz!” Bir sistem kuruyor. Bir fikir üretiyor. Allah’ın yerine tabiat, tesadüf, sebepler koyuyor.

İşte burası zor, çünkü: Yanlış bir şeyi ispat etmek zorunda. Yokluğu var gibi göstermeye uğraşıyor. Bu artık: Bir karar, bir iddia, bir hüküm, hatta bir nevi felsefedir.

Ama mesele şu “Yoktur” demek, her ihtimali tek tek çürütmeyi gerektirir. Bu yüzden akıl çalışmak zorunda kalır. Yani: Sonsuz ihtimali eleyeceksin Her delili yıkacaksın. Bu ise: Çok zor hatta İmkânsız bir yük.Çünkü “yokluğu ispat etmek” gerekir.

“Yokluk ispat edilemez”

Bu çok kritik cümle: Çünkü: İspat, bir şeyi göstermek.

Ama yokluk, zaten ortada yok.

Misal: “Burada ejderha yok”.

İspatlayamazsın.

Ama “ejderha var” diyen ispat etmek zorunda.

Meselenin özü şu, inkâr iki seviyelidir.

Basit inkâr: “İnanmıyorum”. Zayıf, kolay çözülür.

Sistemli inkâr: “Allah yok ve bunun yerine şu var”.  Bu zor, ama aslında çürük.

Özet:

İnkârın en basiti: Görmezden gelmek.

En tehlikelisi: Yanlışı doğru diye savunmak.

İman yok demek kolay.

Ama “yokluğu ispat etmek” imkânsız.

Hakikati inkâr eden susar ama bâtılı savunan çelişkiye düşer.

İşte şeytan: Önce insanın sağlıklı düşünmesini bozar.

Sonra inkârı ona kabul ettirir.

Ayrıca: Aldatma, gaflet, inat, safsata, yanlış kıyas, kibir ve taklit gibi yollarla aslında imkânsız olan şeyleri mümkün gibi gösterir.

Böylece inkârı insanlara yutturur.

Şeytanın stratejisi (çok net)…

Kelimeler üzerinden gidelim:

Gaflet, düşünmemek.

Dalâlet, yanlış yola sapmak.

Safsata, mantık oyunu.

İnat, doğruyu bile bile reddetmek.

Muğalata, çarpıtma.

Mükâbere, kibir (ben bilirim).

Görenek, sorgusuz taklit.

Bunları birleştir: Akıl devre dışı kalıyor.

Sonra ne oluyor? En saçma şey bile “mantıklı gibi” geliyor.

“İnsan suretindeki hayvan”

Bu ağır ifade şunu anlatıyor: Akıl var ama kullanılmıyor. Hakikati tartacak sistem yok. Sadece: İnat, Heves, Taklit.

Yani: İnsan görünümünde ama aklını kullanmayan bir varlık.

Bu metnin özü:

Kabul etmemek tembelliktir; inkâr etmek ise aslında ispatı imkânsız bir iddiaya girmektir.

Şeytan da bu imkânsız işi, kolaymış gibi gösterir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir