İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dinsiz Bir Müslüman ve gayr-ı Müslim bir mü’min meselesi

İmanın (kalpteki tasdik) ile İslâm’ın (Kur’an ahkâmına taraf olma / iltizam) birbirinden ayrılabileceğini, ancak bu ayrılığın tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini anlatacağız.

Evet, yazının başlığı oldukça enteresan. Ama hayatın büyük bir gerçeği bir cümlede toplanmış. Kavramlar Bediüzzaman hazretlerine ait.

Onun aşağıdaki ifadesine bakıldığında Kur’an ahkâmına taraf olmayanın mü’min kalabildiği anlaşılıyor. Gerçekten öyle mi, yoksa kalben değil de sadece ismen mi mü’min addediliyorlar?

İmanî bir “iç muhasebe” metni olan bu yazımızın konusu bu sualin cevabıdır. İfade şöyle:

 “Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette Hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; “dinsiz bir Müslüman” denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki, Ahkam-ı Kur’aniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; “gayr-ı müslim bir mü’min” tabirine mazhar oluyorlar.”¨

Bu söz çok ince bir iman–İslâm ayrımı yapıyor. Şimdi meseleyi açalım:

Bediüzzaman ne diyor, aslında?

Burada iki tip insanı karşılaştırıyor:

Dinsiz Müslüman: imansız (Allah’a, ahirete vs. inanmıyor) ama Kur’an’a taraf; Kur’an’ın hükümlerini beğeniyor, savunuyor.

Bu kişi: İman bakımından kâfir ama İslâm’ın hükümlerine taraftarlık ettiği için “İslâmiyet’e bir cihette yakın”. Yani “Müslüman” denmesi hakiki değil, mecazî bir ifade.

Gayr-ı müslim mü’min: Allah’a, ahirete inanıyor, iman var ama Kur’an’ın hükümlerine taraftar değil, benimsemiyor.

Bu kişi: İman bakımından mü’min ama İslâm’ın hayat tarzına karşı durduğu için “gayr-ı müslim gibi”. Buradaki “gayr-ı müslim” de yine hakiki değil, mecazî.

Sual şu idi: Gerçekten mü’min kalır mı?

Burada ince çizgi var: Eğer: Kur’an hükümlerini inkâr etmiyorsa ama nefsine uyduğu için yaşamıyorsa / sahiplenmiyorsa evet, günahkâr mü’min olur.

İman kalpte durur ama zayıf, problemli bir iman.

Ama eğer: “Bu hüküm yanlış”, “bu çağda geçmez” gibi bilerek ve isteyerek inkâr ederse bu artık: İmanla bağdaşmaz. Kişiyi küfre götürür.

Bu söz aslında şunu haykırıyor: “İman başka, İslâmiyet’e taraf olmak başka şeydir!”

Yani: Sadece “inanıyorum” demek yetmez. Kalp, taraftarlık ve teslimiyet lazım.

Meseleyi özetleyelim: Kur’an ahkâmına taraf olmayan kişi: İnkâr etmiyorsa günahkâr mü’min, inkâr ediyorsa tehlikede (hatta imanı gider).

Ama Bediüzzaman’ın dediği “gayr-ı müslim mü’min”: Hakiki değil. Sarsılmış, problemli bir iman tipini anlatıyor.

Bu ifade aslında insanı rahatlatmak için değil, sarsmak için söylenmiş: “Sadece iman ettim demek yetmez, Kur’an’dan taraf olacaksın!”

Bu konuyu özellikle iman–amel ilişkisi bahisleriyle daha da derinleştirelim

İman-İslam-Amel

Temel Ayrım

İman (Kalp)… Allah’a, ahirete, peygambere, kitaplara, meleklere, kaza ve kadere,  inanmak.

Yeri: kalp. Mahiyeti: tasdik. Olmazsa: hiçbir şey kalmaz.

İslam (Teslimiyet)… Kur’an hükümlerini kabul etmek.

Yeri: akıl ve irade. Mahiyeti: iltizam (taraf olmak).

Amel (Yaşayış)… Namaz, helal-haram hassasiyeti vs. .,

Yeri: beden. Mahiyeti: tatbik.

Üçünün Birbiriyle İlişkisi

İman, İslâm, Amel… İman varsa İslâm’a taraf olma eğilimi doğar. İslâm varsa amel ortaya çıkar. Ama dikkat: Zincir kopabilir!

Temel İnsan Tipi

Tam Mü’min (ideal)… İman var. Kur’an’a taraf . Amel var. Bu: hakiki Müslüman

Günahkâr Mü’min… İman var. Kur’an’ı kabul ediyor. Amel zayıf.

Bu: Fâsık ama mü’min. Kurtuluş ihtimali var

“Gayr-ı Müslim Mü’min”… İman var. Kur’an ahkâmına taraf değil.

Bu ne demek? Kalpte iman var ama: Soğukluk, mesafe, zihinsel direnç.

Kritik ayrım: İnkâr etmiyorsa hâlâ mü’min. İnkâr ediyorsa imanı gider.

Yani bu tip: “İçeride ama kapıya doğru yürüyen adam”

“Dinsiz Müslüman”… İman yok. Kur’an’ı savunuyor.

Bu: Hakikatte mü’min değil ama hak tarafında bir refleksi var.

Kritik Kırılma Noktası… Her şeyi belirleyen tek şey: İnkâr mı zaaf mı?

Zaaf (nefs, tembellik, dünyevîlik)… İman durur. Günah olur.

İnkâr (bilerek reddetme)… İman gider. Küfür başlar.

Büyük Tehlikeyi Gösteren Nokta… “İman var diye kendine güvenme!. Kur’an’a taraf değilsen o iman kayabilir.”

Netice (hüküm)

Kur’an ahkâmına taraf olmayan kişi: İnkâr etmiyorsa, zayıf / hastalıklı mü’min. İnkâr ediyorsa mü’min değildir.

Tek cümlelik özet… İman kalpte başlar, ama Kur’an’dan taraf olmazsa orada durmaz.

Bu iş sadece “iman var mı yok mu” meselesi değil; kişi niye Kur’an’dan taraf olamaz hâle geliyor? Onu çözelim.

Burada Bediüzzaman hazretlerinin farklı yerlerde anlattığı sebeplerden anladıklarımızı psikolojik, nefis ve çağ analizi ile birleştireceğiz.

Neden Kur’an’a Taraf Olunmaz?

(“Gayr-ı müslim mü’min” tipinin anatomisi)

Nefsin taht Kavgası. İşin kökü burası.

Nefis şunu ister: “Ben karışırım, bana kimse karışamaz.”

Kur’an ne diyor?

Helal–haram koyuyor. Sınır çiziyor. Hesap soruyor.

Çatışma burada başlıyor.

Netice: Adam Allah’a inanıyor ama otoriteyi paylaşmak istemiyor.

Bu yüzden: “İnanırım ama karışmasın” moduna giriyor.

Parçalı Din Anlayışı

Modern insanın en büyük hastalığı: “Dinin bir kısmını alırım, bir kısmını almam”.

Bu aslında Kur’an’a karşı tam teslim olmamak demek.

Namaz tamam. Ama ticarette haramlar?

Ahlak tamam. Ama hayat tarzı?

Bu durum: İmanı öldürmez (hemen) ama İslâmiyet’le bağı koparır

Çağın Baskısı (Seküler Akış)

Bugün sistem şöyle işliyor: Başarı eşittir para. Özgürlük eşittir sınırsızlık. Mutluluk eşittir keyif.

Kur’an ne diyor? Sınır. Sorumluluk. Ahret.

İnsan iki ateş arasında kalıyor: Kalp: “Doğru bu” diyor. Hayat: “Ama böyle yaşanmaz” diyor.

Netice: Tarafsız gibi görünür ama aslında hayatın tarafına geçer.

Zihinsel Savunma Mekanizması

Adam içten içe biliyor: “Bu doğru” ama uygulamıyor.

Bu çelişki rahatsız eder.

Ne yapar?

“O kadar da önemli değil”; “Zaman değişti”; “Herkes böyle”… 

Bu cümleler: İnkâr değil ama iltizamı kıran bahaneler.

Kalbin Soğuması

Günah, alışkanlık, ülfet, hissizlik.

Başlangıç: “Yanlış ama yapıyorum”.

Sonra: “O kadar da yanlış değil”.

En son: “Bunda ne var?”. 

İşte burada: Kur’an’a taraf olma duygusu ölür.

Çevre ve Normalleşme

İnsan yalnız yaşamıyor.

Eğer: Herkes aynı hatayı yapıyorsa, günah normalleşmişse, vicdan şunu der: “Demek ki bu kadar da kötü değil”.

Bu da: İltizamı kırar. Tarafgirliği öldürür.

Hassas Sınır

Bütün bu süreçlerin sonunda iki yol var:

Henüz kopmamış tip… İçinde hâlâ rahatsızlık var. Doğruyu kabul ediyor

Bu: kurtarılabilir mü’min

Kopmaya yaklaşan tip… Artık savunmaya geçmiş. Hükümleri sorguluyor

Bu tehlikeli nokta: Zaaftan inkâra geçiş eşiği.

Netice

Meseleyi netleştirelim: İnsan Kur’an’ı reddettiği için değil, nefsini bırakamadığı için Kur’an’dan taraf olamaz.

Bir cümle daha: İman çoğu zaman giderken bağırmaz… önce Kur’an’a taraf olma hissi gider.

Peki “Bu hâlden nasıl çıkılır?”

(pratik, uygulanabilir 5 adımlık reçete)

“Kur’an’a Yeniden Taraf Olma” Reçetesi

Teşhisi Doğru Koy (İnkâr mı Zaaf mı?)

Kendine dürüstçe sor: “Bu hüküm yanlış mı?” diyorsun? Bu tehlikeli (inkâr).

“Doğru ama zor geliyor” diyorsun. Bu insanî (zaaf).

Maksat: İnkâr kapısını kapat, zaafını kabul et.

“Yanlış yapıyorum ama doğru budur” diyebilen adam kurtulur.

Aklı İkna Et (Bilgiyle besle)

Taraf olamayan adamın aklı bulanıktır.

Yapacağın şey: Her gün en az 10–15 dk imanî ders.

Özellikle: Allah’ın varlığı. Hikmet. Haşir, Ahret, Nübüvvet

Çünkü: Kalp tek başına dayanamaz, akıl destek ister.

Küçük ama net taraf koy

Büyük değişim değil, net bir taraf hareketi: Mesela: 1 vakit namazı bile asla bırakmamak. Bir haramı kesin terk etmek.

Kural: Az ama sürekli , tarafı belli eder.

Günahın Normalleşmesini Kır

En kritik adım bu.

Şunu içten söyle: “Bu yanlış ve ben yanlış yapıyorum”.

Asla şunu deme: “Herkes yapıyor / normal”.

Çünkü: Günah değil günahı normal görmek öldürür

Zeminini Ayarla

Tek başına iman korunmaz.

Yap: Seni yukarı çeken 1-2 insan bul. Faydalı konular / sohbet ortamına gir.

Çünkü: İnsan yalnızsa nefs kazanır, cemaatte kalp güçlenir.

En Kritik Hamle: Tarafını Açık Et.

İçten şu kararı ver: “Ben Kur’an’dan tarafım, yaşamasam da tarafım.”.

Bu cümle var ya … İnsanı içeride tutan kilit budur.

Her şeyin özeti

İmanını korumak istiyorsan kusurunu inkâr etme, Kur’an’ı inkâr etme.

Meseleyi tek cümleyle mühürleyelim: Kaybeden günah işleyen değil, günahına taraf olan adamdır.

Bu reçeteyi uygulayan kişi düşse bile kalkar…

Ama tarafını kaybeden yavaş yavaş kayar gider.


¨ Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Dokuzuncu Mektup

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir