İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cehennem Neden Vardır? Rahmet, Adalet ve Hikmet Açısından Bir İzah

Cehennem, ahiret inancında azap çekilen, adeta kaynayan bir tür ateş diyarıdır.

Arapçada “cehnam” kelimesinden türetilmiştir; “cehnam” ise dibi görünmeyen derin bir kuyu anlamına gelir.

Asi, zalim, inkârcı ve müşrik kişilerin ilahi adaletle cezalandırılacağı bir mekân olarak bilinir. Kur’an’da bu yerin kaynar ve sesi duyulan bir yapıya sahip olduğu ifade edilir “Oraya atıldıkları zaman, cehennemin onları yutmak için nasıl içine doğru nefes alıp, şiddetli homurdandığını, uğultusunu, gürleyişini işitirler; çünki o feveran ediyor,  kaynıyordur!(Mülk Suresi, 67:7)

Dünya üzerinde iyiler ve kötüler, zalimler ve mazlumlar bir arada yaşar. Adaleti isteyen her vicdan sahibi, zalimin cezalandırılmasını ve mazlumun mükâfatlandırılmasını arzu eder.

 Ancak bu dünyada gerçek adalet her zaman tam anlamıyla sağlanamaz.

İşte bu sebeple cennet ve cehennem, ahirette insanların karşılaşacağı adalet mekânlarıdır; zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara haklarını teslim etmek için orada bulunurlar.

Cehennem, varlık âlemini yöneten Allah’ın adaletle ve hikmetle bir tür hapishane vazifesi verdiği kudretli ve ürkütücü bir mekândır. Bediüzzaman’ın tarifiyle: “daire-i vücudun Hakim-i Zülcelalinin hakimane ve âdilane bir hapishane vazifesini gören dehşetli ve celalli bir mevcud ülkesidir.”¨ Bu vazifesine ek olarak başka birçok vazifesi bulunmaktadır. Aynı zamanda, ahiret âleminde var olması gereken düzeni sağlayan bir yapıdır. Zebani gibi varlıkların yaşadığı celali halleri yansıtan bir mekândır.

Kur’anda Cehennem’in yedi tabakasından bahsedilir:

1- Kur’anın çok muhtelif âyetlerinde geçen Cehennem (Böylesine lâyık olan cehennemdir. Orası gerçekten ne fenâ bir yataktır! 2:206), birinci tabaka olup, hafif ceza mahalli olduğu söylenir.

2- Leza: Şiddetli alevi olan Cehennem. (Hayır! Çünki o (ateş), derileri kavurup soyan, şiddetli bir alevdir! 70:15) (Ona ancak (peygamberi) yalanlayan ve (îmandan) yüz çeviren o en bedbaht(kâfirler) girer! 92:14).

3- Hutame: Kırıp ufalayıp yutan Cehennem. (Hayır! And olsun ki (o), Hutame’ye atılacaktır! (Ey Resûlüm!) Hutame’nin ne olduğunu sana ne bildirdi? (O,) Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir! Öyle (ateş) ki, kalbleri kaplar (ta içine işler!)  Şübhesiz ki o (ateşin kapıları), onların üzerine, uzatılmış direklerle kapatılmıştır! 104:4 ilâ 9).

4- Saîr: Alevlendirilmiş Cehennem. Cehîmu su’iret (Cehennem, iyice alevlendirildiği zaman! 81:12), ashab-ı saîr (Şübhesiz ki şeytan size düşmandır; öyle ise (siz de) onu (kendinize) düşman edinin!(O,) kendi tarafdarlarını ancak alevli ateş ehlinden olsunlar diye çağırır. 35:6), cehenneme saîr (Artık alevli bir ateş olarak Cehennem (onlara) yeter! 4:55) tabirleriyle muhtelif âyetlerde tekraren geçtiği gibi, yalnız “saîr” ((O gün) bir kısım (insanlar) Cennette, bir kısım (insanlar) da alevli ateştedir. 42:7) olarak da muhtelif âyetlerde geçer.

5- Sakar: Kızartıcı ve bunaltıcı Cehennem. (O gün yüzleri üstü ateşin içine sürüklenirler. (Onlara:) “Sakarın (Cehennemin)dokunuşunu tadın!” (denilir.) 54:48) (Onu yakında Sakar’a (Cehennemin dehşetli bir vâdisine) atacağım! 74:26 ilâ (Biz) Cehennemin sâhiblerini (o zebânîleri) meleklerden başkası yapmadık. Hem bu (Sakar ve onun sıfatları), insanlara ancak bir ibrettir. 31 ve (Sonra o günahkârları görünce dediler ki:) “Sizi Sakar’a (Cehennemin o dehşetli vâdisine) sokan nedir?” 42) âyetlerinde geçer.

6- Cahîm: Kur’anda (sen) Cehennem ehlinden suâl olunmayacaksın! 2:119 ashab-ı cahîm) (Cehennem de azgınlara açıkça gösterilir! 26:91 bürrizet-il cahîm: cehennemin bariz “apaçık” olarak azgınlara gösterilmesi) (sonra onları Cehennemin yoluna götürün!” 37:23 sırat-ıl cahîm: cehennem yolu) (Derken baktı da onu Cehennemin ortasında gördü. 37:55 sevai-l cahîm: cehennemin ortası) (Muhakkak ki o, Cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır. 37:64 asl-il cahîm: cehennemin aslı ve kökü) (ve onları kızgın alevli cehennem azabından koru!” 40:7 azab-ı cahîm) (Cehennem, iyice alevlendirildiği zaman! 81:12 cahîmü su’iret: cahîmin kızıştırılması) tabirleri vardır.

7- Haviye: Çok derin ateş çukuru. (Fakat kimin de tartıları hafif gelirse, artık onun anası (sığınacağı yer) Hâviye’dir.(Onun kucağına düşecek!) (O,) pek kızışmış bir ateştir! 101.9 ilâ 11). Veya derk-il esfel: Cehennemin en aşağı tabakası (Şübhe yok ki münâfıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar.4:145)

Efendimizin (asm.) cehenneme dair bazı hadislerinden:

Ebû Hureyre -radıyallahu anh-‘dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yaktığınız ateş var ya, bu Cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!»

Sahabeler: “Zaten bu ateş, (asileri cezalandırmaya ahirette) yeterliydi.” dediler.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Cehennem ateşi diğerine altmış dokuz kat üstün kılındı. Her bir katın sıcaklığı, (dünya) ateşinin sıcaklığı gibidir[Sahih Hadis] – [Muttefekun aleyh] – [Sahih-i Buhârî – 3265]

Semure b. Cundeb -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cehennem ateşi, cehennem ehlinin bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine, bazısının da boyunlarına kadar çıkar.»  [Sahih Hadis] – [Müslim rivayet etmiştir]

Abdullah b. Mes’ud -radıyallahu anh-‘dan merfû olarak rivayet olunan bir hadiste şöyle buyrulmuştur: «Kıyamet günü cehennem, yetmiş bin yuları olduğu halde getirilir. Her yularında, onu çeken yetmiş bin melek vardır.»  [Sahih Hadis] – [Müslim rivayet etmiştir]

Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-‘tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e sahabeleri hakkında bir şeyler ulaştı. Bunun üzerine bir hutbe verdi ve şöyle buyurdu: «Cennet ve Cehennem gözlerimin önüne serilip bana gösterildi. Hayır ve şer açısından bugün gibisini görmedim. Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.» buyurdu. [Sahih Hadis] – [Muttefekun aleyh] – [Sahih-i Müslim – 2359]

Şimdi günlük hayattan açık misallerle cehennemin neden olması gerektiğini anlamaya çalışacağız.

Cehennem Rahmete Zıt Değil, Aksine Onun Gereğidir

Cehennemin varlığı ve azabı, Allah’ın sonsuz rahmetine, adaletine ve hikmetine ters değildir. Tam tersine, bunların bir icabıdır.

Şöyle düşün: Bir adam, yüzlerce masum insanın hakkını çiğniyor… Ya da bir canavar, sürüdeki hayvanları parçalayarak zarar veriyor… Veya acımasız bir sapık senin masum evladına dehşetli bir zarar verdi.

Böyle birini cezalandırmak: Mazlumlar için rahmettir. Adaletin yerine gelmesidir. Ama onu serbest bırakmak: Zalim için yanlış bir merhamet, mazlumlar için ise büyük bir zulümdür.

Mesela:

Bir okulda diğer çocuklara devamlı olarak zorbalık yapan bir öğrenci düşün. Eğer öğretmen “acıdım” deyip onu hiç cezalandırmazsa: O çocuk daha çok zarar verir. Diğer öğrenciler ezilir. Yani burada ceza vermek merhametsizlik değil, gerçek merhamettir.

Küfür Sadece Bir İnanç Meselesi Değil, Büyük Bir Hak İhlalidir

Küfür (inkâr), sadece “inanmamak” değildir. Çok yönlü bir haksızlıktır: Allah’ın isimlerini inkâr eder: İlâhî haklara saldırı… Kâinatın şahitliğini yalanlar: Varlıkların hakkını çiğner… Her şeyin yaptığı tesbihi inkâr eder: Onların yaptıkları vazifelerini yok sayar.

Mesela:

Bir düşün: Bir sanat galerisi var. İçindeki bin bir zahmet ve emekle meydana getirilmiş bütün eserler, bir sanatçının imzasını taşıyor. Ama biri çıkıp: “Bunları kimse yapmadı, rastgele oluştu” diyor. Bu ne olur? Sanatçıya hakaret. Eserlere saygısızlık. Gerçeği inkâr. İşte küfür de buna benzer ama çok daha büyüğü ve dehşetlisidir.

Cehennem Olmazsa, Sonsuz Haksızlık Olur

Eğer böyle büyük bir suç cezasız kalsa: Sonsuz sayıda hakkı çiğnenmiş varlıklar mağdur olur. Adalet tamamen bozulur. Yani: Cehennemin olmaması merhamet değil, hadsiz merhametsizliktir

İzzet ve Celâl de Cehennemi Gerektirir

Bir şehir düşün: Bir adam çıkıyor Hâkime meydan okuyor: “Bana ceza veremezsin!”

Bu durumda: O hâkim, izzetini korumak için cezalandırır.

Aynı şekilde: Küfür, Allah’ın kudretini inkâr eder. Azametine meydan okur. Bu da: İlâhî izzetin gereği olarak cezayı gerekli kılar                                       

Küfür Kendi İçinde Zaten Bir Cehennemdir

İmanın içinde huzur, anlam ve lezzet vardır.

Küfürde ise: Anlamsızlık, karanlık, iç sıkıntısı vardır.

Misal:

İki insan düşün: Her şeyin bir anlamı olduğunu düşünen biri. Hayatın tamamen boş ve anlamsız olduğunu düşünen biri. İkincisi: Daha bu dünyada bile iç dünyasında daima bir azap yaşar. Yani küfür: İçinde cehennem çekirdeği taşır

Küçük Suça Büyük Ceza Veriliyorsa…

Dünyada bile: Sadece 1 dakika süren bir cinayet, 18 ila 24 yıl arasında değişen hapisle cezalandırılır. Bunu 18 yıl kabul edelim. Suçun işlenme süresi 1 dakika. Ama dünyadaki cezası: yaklaşık 9 Milyon 460 bin 800 dakika… Çünkü: Suç büyüktür.

Küfür ise: Sınırsız hakka saldırıdır. Bu yüzden: Cezasının da büyük ve sürekli olması adalete uygundur.

Kendimize soralım: “Sizce, bir suçun cezası, suçun büyüklüğüne göre mi, yoksa suçun işlenme süresine göre mi ölçülmeli?

Netice

Bir zalim emir verdi ve bir şehrin üstüne dev bombalar bırakıldı. O şehirdeki binlerce bebek-çocuk, gelinler-kızlar, analar-dedelerin bedenleri paramparça oldu. Yetmedi, o bombaların tahrip edici etkisi sonraki nesillere de zarar verdi. Bir tek zalimin bu dehşete düşüren korkunç zulmünün bu dünyada nasıl bir cezası olabilir? Böyle bir suçun dünyamızda ceza olarak bir karşılığı mümkün mü?

Peki, ya cehennem olmasaydı? İnsanlığın büyük kısmını engelleyen bir faktör olan cehennem korkusu insanların sinelerinden sökülüp alınsa dünyanın ne hale gelebileceğini düşünebiliyor musunuz?

Cehennem, rahmete zıt değil rahmetin icabıdır. Cehennem, adalete zıt değil adaletin ta kendisidir. Cehennem, hikmetsiz değil hikmetin neticesidir.

Küfür basit bir tercih değil, sonsuz haklara karşı işlenmiş büyük bir zulümdür.

Bu yüzden: Böyle bir suçun cezasız kalması değil, cezalandırılması gerçek merhamettir.

“Yâ men lâ yutâku ʿazâbuhû”. “Ey azabına dayanılmayan (Allah)!”

 “Ecirnâ minen-nâr”. “Bizi ateşten (cehennemden) koru!”

“Neccinâ minen-nâr”. “Bizi ateşten kurtar!”

“İğfir lenâ zunûbenâ”. “Günahlarımızı bağışla”

“Harrim ecsâdenâ ale’n-nâr”. “Bedenlerimizi ateşe haram kıl (yakma)”

“Yanmak istemiyoruz”, “Günahımız çok”, “Ama Senin rahmetin sonsuz ve hesapsız”

“Bi-rahmetike yâ erhame’r-râhimîn”. “Rahmetinle (bizi kurtar), ey merhametlilerin en merhametlisi!”


¨ Bediüzzaman, Şualar, 11. Şua


¨ Bediüzzaman, Şualar, 11. Şua

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir