İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarihin En Denetlenen Metni Olarak Kur’an ve On Dört Asırlık Muhafazası

Kızıma dedim ki “dini meselelerle alakalı en çok karşılaştığın soru hangisi?”

-Kur’an’ın değiştirildiğini iddia ediyorlar baba, dedi.

“Peki, öyleyse buna bir cevap verelim” dedim. Bu satırların yazılış hikayesi budur.

Aklıma evvela şu hatıra geldi: 28 Şubat post-modern darbesinden 1 yıl kadar evvel, Türkiye’de henüz örneği yok iken avuç içi kadar bir cihaza sesli ve yazılı Kur’an yüklenilmiş ve ben de tanıtımı için basın mensuplarını davet etmiş, bir konuşma yapmış, konuşma metnini de yayın organlarına fakslamıştım. Konuşmamda Kur’an’ın hem yazılı olarak hem de hafızalardan aktarılarak günümüze kadar geldiğini ifade eden tarihçesi konu edilmişti. 28 Şubat’ta tankların yürüdüğünün ertesi günüydü herhalde, Cumhuriyet gazetesi ana sayfadan büyük puntolarla şu başlığı atmıştı: “Sincan’da gerilim tırmandırılıyor” Gazete darbeyi kamuoyu nezdinde meşrulaştırmak için arşivinden bu haberi bulmuş, ama cımbızlayıp irtica formatına büründürüp servis etmişti.

Konuya geçelim…

Evvela: Kur’an’ın ilahîliği inanç alanına aittir; fakat metnin tarihsel serüveni akademik incelemenin konusudur. Bu dosyada maksadımız, duygusal savunmalar üretmek değil; “tahrif” iddiasını tarih, metin bilimi ve mantık zemininde yeniden değerlendirmektir. On dört asır boyunca ezberlenen, yazıya geçirilen, çoğaltılan ve tartışılan bir metinle karşı karşıyayız. Böyle bir metnin değiştirildiğini iddia etmek mümkündür; ancak bunu tarihsel olarak göstermek zorunludur. Bu bir savunma metni değil, bir meydan okumadır: İddialar kadar, mekanizmalar da konuşulmalıdır.

Kur’an metninin tarihsel sabitliği: Tahrif iddiası üzerine Tarih, Akıl ve Mantık Açısından bir değerlendirme. Kur’an Metninin Değiştirilmediği Meselesi…

Giriş: İnanç meselesi mi, tarih meselesi mi?

Kur’an’ın değiştirilmediği meselesi, inançtan önce imkân konusudur.

Kur’an’ın ilahîliğini kabul etmeyebilirsiniz çünkü Kur’an’ın Allah kelamı olduğu inanç alanına girer. Ancak Kur’an metninin değiştirilip değiştirilmediği yani metnin korunmuşluğu tarihsel bir sorudur ve tarihsel olarak temellendirilmek zorundadır. Bu iki alan birbirine karıştırıldığında tartışma sağlıklı ilerlemez. Bir metnin tahrif edildiğini, değiştirildiğini iddia etmek, tarihsel olarak test edilebilir bir iddiada bulunmaktır.

Bugün elimizdeki Kur’an metni, 7. yüzyıldaki metinle aynı mıdır? Eğer “değiştirildi” deniyorsa, bu iddianın isbatı için üç temel soruya cevap verilmesi gerekir:  Önceki güvenilir bir metin örneği; sonraki metinle somut ve gösterilebilir farklar; değişimin nasıl ve kim tarafından gerçekleştirildiğini açıklayan tarihsel bir mekanizma.

Kur’an söz konusu olduğunda bu üçlü yapı sistematik biçimde ortaya konmuş değildir.

Çift kanallı, eşi benzeri olmayan tarihî korunma: yazı ve hıfz geleneği.

Kur’an vahiy sürecinde daha ilk günden itibaren hem yazıya geçirilmiş hem de bu süreçte yüzlerce sahabe tarafından yazılmış, çoğaltılmış, ezberlenmiştir.

Kısa süre içinde binlerce insan metni baştan sona hıfzetmiş, namazlarında okumuş, günlük hayatlarında tekrar etmiştir.[1]

Erken dönem İslam toplumunda hıfz, sadece dinî değil kültürel bir gelenekti.

Daha ilk yıllardan itibaren güçlü bir hıfz geleneği oluşmuş, metin sadece sayfalarda değil, hafızalarda da korunmuştur.

Hz. Peygamber döneminde vahiy katipleri vardı. Sahabeler arasında binlerce hafız bulunuyordu. Kur’an hem sözlü hem yazılı olarak mütevatir (yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan kalabalık topluluklarca) nakledildi. Tarihte hiçbir kutsal metin, bu derece geniş bir topluluk tarafından hem yazılı hem sözlü olarak aynı anda muhafaza edilmemiştir. Kur’an, milyonlarca hâfızın kalbinde yaşıyor. Eğer bir harfi değiştirilse, dünya üzerindeki milyonlarca hafız buna itiraz eder. Böyle bir metnin tahrifi aklen mümkün değildir.

Bir metin yalnızca yazılı olsaydı, merkezî bir müdahale ile değiştirilebilirdi.

Ancak Kur’an tek bir rafta durmadı; binlerce insan tarafından ezberlendi, kısa sürede farklı şehirlere ve kıtalara yayıldı. Artık metin tek bir nüshada değil, binlerce insanın zihninde yaşamaktadır. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, Endonezya’daki bir Müslüman ile Fas’taki bir Müslüman aynı Arapça metni okuyor. Bu, metin bilimi açısından olağanüstü bir durumdur. Bir hakikat ne kadar umumîleşirse, tahrifi o kadar imkânsızlaşır. Kur’an ise en başından beri ferdî değil, cemaatin malı olmuştur

Bu yayılım, tek merkezli bir müdahaleyi tarihsel olarak neredeyse imkânsız hâle getirir.

Tarih boyunca birçok kutsal metin farklı versiyonlara ayrılmıştır. Kur’an’da ise mezhepler farklı olsa da metin aynıdır. Soruyoruz: “Eğer Kur’an değiştirilmiş olsaydı, ne zaman ve kim tarafından yapılmış olabilir?” Hz. Muhammed hayattayken mi? On binlerce sahabe vardı. Vefatından hemen sonra mı? Hafız sahabeler hayattaydı. Daha sonra mı? Metin çoktan üç kıtaya yayılmıştı. Böylesi bir değişiklik, milyonlarca insanın ezberlediği bir metinde pratik olarak mümkün görünmez. Bu tamamen aklî bir muhakemedir.

Kur’an ya ilk günden korunmuştur ya da ilk günden bozulmuştur. Ortası yoktur. Bozulmuş olsaydı, onu ezberleyen ilk nesil susamazdı. Sonradan değiştirilmiş olsaydı, milyonlarca hafıza aynı anda yanılmazdı.

Sayfa yakılabilir. Fakat çoğalan hafıza yakılamaz. Kur’an kâğıtta değil, kalplerde çoğalmıştır. Çoğalan bir metni gizlice değiştirmek imkânsızdır. Sayfa imha edilebilir. Fakat eşzamanlı olarak binlerce hafızanın zihninde bulunan bir metin, sessizce dönüştürülemez.

Bu durum, metnin yalnızca maddi nüshalara bağlı kalmadan korunmasını sağlamıştır.

Çünkü değişiklik yapılabilmesi için metnin tüm nüshalarının ve tüm hafızların kontrol altına alınması gerekir.

Bu ise tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz.

Metin tenkidi literatüründe, bir metnin çok erken dönemde geniş coğrafyaya yayılması ve farklı kanallardan çoğalması, merkezî bir müdahaleyi güçleştirir.[2]

Kur’an’ın kısa sürede Arabistan dışına taşınması, tek merkezden yapılacak bir değişikliği tarihsel olarak neredeyse imkânsız hâle getirir.

Bu noktada mesele inanç değil, sosyolojik ve tarihsel imkândır.

Eğer Kur’an değiştirilmiş olsaydı, bu ya ilk nesilde ya da sonraki asırlarda gerçekleşmiş olmalıdır.

İlk nesilde olduysa, metni bizzat yaşayan ve ezberleyen on binlerce insan nasıl susturulmuştur?

Daha sonraki asırlarda olduysa, üç kıtaya yayılmış milyonlarca hafız nasıl aynı anda yanılmıştır?

Bir metni değiştirmek için onu tek elde toplamak gerekir. Kur’an ise daha baştan tek elde değil, toplumun geneline dağılmış bir metindir.

Tarihsel Sessizlik. İhtilaf Var, Metin Bir

İslam tarihi boyunca ciddi siyasi kırılmalar, çatışmalar, mezhep ayrılıkları, hilafet tartışmaları,  iç savaşlar ve iktidar mücadeleleri yaşanmıştır.

Burada dikkat çekici olan şudur: Bütün tartışmaların odağı yorum, anlam, siyaset ve otorite meselesi üzerinden yürümüştür; metnin kendisi üzerinden değil.

Böyle bir zeminde Kur’an metnine dair en küçük bir değişiklik ve oynama olsaydı, bu durum rakip gruplar tarafından güçlü, susturulamaz bir delil, bir propaganda aracı olarak kullanılabilirdi.

Oysa tarih boyunca Kur’an’ın lafzına dair somut ve belgeli bir değişiklik gösterilememiştir.

Bu durum, metnin sabitliğine dair güçlü bir tarihî işarettir.

Tarihsel metodoloji açısından bu durum “negatif delil” olarak adlandırılır:

Eğer geniş çaplı bir müdahale gerçekleşmiş olsaydı, karşıt kaynaklarda iz bırakması beklenirdi.[3]

Bu durum, tarihsel bir “sessizlik delili” oluşturur:

Eğer değişiklik olsaydı, iz bırakırdı. Bu iz sistematik biçimde mevcut değildir.

Kur’an’ın değiştirilmediği meselesi yalnız tarihsel bir savunma değil; aklî, mantıkî ve manevî delillerle temellendirilmiş bir hakikattir. Bu ispat üç ana sütun üzerine oturur: ilâhî vaad, tarihî muhafaza ve içsel mucize oluşu.

İlâhî Vaad: Koruma Allah’a Aittir

Kur’an bizzat kendi korunacağını ilan eder: “Şüphesiz o Zikr’i biz indirdik, onun koruyucusu da elbette biziz.” (Hicr, 9) Bu ayet, sıradan bir temenni değil, ilâhî bir taahhüttür. Allah’ın kelamı olan Kur’an’ın korunması, beşerî iradeye bırakılmış bir mesele değil; doğrudan doğruya kudret ve hikmetin teminatı altındadır. Eğer Kur’an tahrif edilseydi, bu vaad hilafına bir durum ortaya çıkardı ki, bu hem Kur’an’ın ilâhîliğini hem de Allah’ın kelamı oluşunu inkâr anlamına gelirdi.

Üslup Bütünlüğü ve İç Tutarlılık

Kur’an 23 yıla yayılan bir süreçte inmiştir. Farklı zamanlarda, farklı şartlarda gelen ayetlerden oluşur. Buna rağmen belirgin bir üslup bütünlüğü, iç tutarlılık ve anlam örgüsü sergiler.

Modern edebiyat kuramında metin bütünlüğü, müdahale ihtimalini test eden içsel göstergelerden biridir.[4]

Parçalı eklemeler, genellikle üslup kırılmaları üretir. Kur’an metninde gözlenen bütünlük, ahenk ve süreklilik, sonradan geniş çaplı ekleme-çıkarma gibi bir müdahale iddiasını çürütmektedir. Sonradan parçalı müdahaleler yapılmış olsaydı, bu bütünlüğün bozulması beklenirdi.

Eğer metne farklı eller karışmış olsaydı: Üslup bütünlüğü zedelenirdi. Anlam sistemi parçalanırdı. İç tutarlılık belirgin şekilde bozulurdu. Fakat metin, baştan sona organik bir yapı göstermektedir. Bu, metnin tarih içinde rastgele müdahalelere uğramadığını düşündüren edebî ve yapısal bir göstergedir.

Evet, bu, ilahîliğin delili değildir; fakat değiştirilme iddiasının zorluğunu gösterir.

Tarihî Gerçeklik: Düşmanlarının Bile İtirafı

İslam’a karşı çıkan topluluklar tarih boyunca Kur’an’a itiraz etmiş; fakat hiçbir zaman “bu kitap değiştirilmiştir” iddiasını ciddi bir delille ortaya koyamamışlardır. Eğer en küçük bir değişiklik olsaydı, bu durum İslam karşıtları tarafından en güçlü silah olarak kullanılırdı. Oysa tarih boyunca böyle bir metinsel farklılık gösterilememiştir. Netice: Kur’an’ın korunmuşluğu: İlâhî vaad ile sabittir. Tarihî ve toplumsal muhafaza ile ispatlıdır. İçsel mucize oluşuyla teyitlidir. Bu mesele sadece bir inanç konusu değil; aklî ve tarihî delillerle desteklenen bir hakikattir. Kur’an, indiği gibi kalmış; kelimeleriyle, harfleriyle, manasıyla muhafaza edilmiştir. Ve bu muhafaza, sadece kitap sayfalarında değil; milyonlarca mü’minin kalbinde devam etmektedir.

Mesele İnançtan Önce İmkân Meselesidir

Kur’an Metninin Tarihsel Sabitliği

Burada mesele önce inanç değil, imkândır. Kur’an’ın ilahîliğini kabul etmeyebilirsiniz. Bu ayrı bir tartışmadır. Fakat “değiştirildi” iddiası tarihsel bir iddiadır ve tarihsel olarak temellendirilmek zorundadır. “Değiştirildi” demek kolaydır fakat bir metnin değiştirildiğini söylemek için üç şey gerekir: “Kur’an değiştirildi” diyorsanız, “ne zaman; kim tarafından; hangi tarihsel ortamda; hangi nüshalar üzerinden; hangi karşı metinle kıyaslayarak” suallerine cevap vermelisiniz. İddianızla alakalı olarak Önceki güvenilir bir metin örneği; sonraki metinle somut farklar ve değişimin failini ve tarihî bağlamını gösterebiliyor musunuz? Ne zaman değiştirildi; kim değiştirdi; böyle bir değişiklik hangi tarihî mekanizma ile mümkün oldu?

Kur’an söz konusu olduğunda bu üç unsur da ortaya konmuş değildir. Bu yüzden mesele inançtan önce imkân meselesidir. Tarihî olarak mümkün görünmeyen bir mekanizmayı varsaymak, delil değildir.

Varsayım üretmek kolaydır ama ispat yerine geçmez. Akademik dünyada varsayım değil, kanıt konuşur. Ortada metnin değiştiğini gösteren somut, tarihî, metinsel bir kanıt yoksa; ‘değiştirildi’ iddiası bilimsel değil, ideolojiktir.”

Böyle bir iddia, tarihsel olarak uygulanabilir bir mekanizma gerektirir. Böyle bir mekanizma gösterilemediği sürece iddia, varsayım olarak kalır. Daha doğduğu anda hem yazıya geçmiş, hem ezberlenmiş olarak zihinlerde mevcutsa hem de farklı coğrafyalara yayılmışsa böyle bir metni gizlice değiştirmek için, o metnin tüm taşıyıcılarını kontrol altına almak gerekir. Tarih bize böyle bir küresel eşzamanlı müdahale modeli sunmamaktadır. İmkânsız bir tarihsel senaryo, güçlü bir delil değildir.

Kaldı ki “değişiklik, çoğunluğun sessizliğini gerektirir. Ya ilk nesil susmuştur — ki metni bizzat yaşayan onlardı — ya da sonraki asırlar yanılmıştır — ki metin çoktan kıtalara yayılmıştı. Her iki ihtimal de aklen zayıftır.

Bu sebeple Kur’an’ın korunmuşluğu yalnız bir inanç iddiası değil; tarihî ve mantıkî açıdan da güçlü bir olgudur. “Değiştirildi” iddiası, mevcut tarihsel veriler ışığında asla temellendirilememiştir. Çünkü büyük bir iddia, büyük bir ispat ister.

Literatürle Temas

Klasik İslam kaynakları, Kur’an’ın cem‘ ve çoğaltılma sürecini ayrıntılı biçimde kaydeder.[5]  Modern araştırmacılar arasında farklı değerlendirmeler bulunsa da, metnin erken sabitlenmiş olduğu yönünde güçlü akademik eğilim mevcuttur.[6] Bu noktada tartışma, “metin var mıydı?” sorusundan ziyade, “metin nasıl standardize edildi?” sorusuna kaymıştır. Bu kayma bile başlı başına önemlidir.

Sonuç: Büyük İddia, Büyük İspat ister.

Kur’an’ın ilahîliğini kabul etmek zorunda değilsiniz, bu ayrı bir inanç meselesidir. Fakat Kur’an’ın değiştirildiğini söylemek, tarihsel bir iddiada bulunmaktır.

Ve tarih, mekanizma ister. Belge ister. İz ister.

Bu iddia tarihsel zeminde değerlendirildiğinde, bugüne kadar ortaya konan verilere bakıldığında, sistematik ve gizli bir metin değişikliğini gösterecek güçte somut kanıtların olmadığı görünmektedir. Büyük bir iddia, büyük bir ispat gerektirir. Kur’an’ın değiştirildiğini söylemek mümkündür; fakat bunu tarihsel olarak göstermek, bugüne kadar mümkün olmamıştır. Mesele kanaat değil, kanıt, önce inanç değil; imkân meselesidir. Tarihî olarak mümkün görünmeyen bir şeyi varsaymak, delil değildir.

Eğer bir metin: Erken dönemde yazıya geçirilmişse; yüzyıllar boyunca polemiklere rağmen metin olarak ezber yoluyla korunmuşsa; kısa sürede geniş coğrafyaya yayılmışsa; o metnin gizlice değiştirilmiş olduğunu iddia etmek, tarihsel olarak son derece ağır bir yükümlülüktür. Ve büyük iddia, büyük ispat gerektirir.

Dipnotlar

[1] Erken dönem rivayet literatürü; bkz. klasik hadis ve siyer kaynakları.

[2] Metin tenkidi prensipleri üzerine bkz. genel textual criticism literatürü.

[3] Tarih metodolojisinde “argument from silence” tartışmaları.

[4] Modern edebiyat kuramında üslup analizi ve metin bütünlüğü tartışmaları.

[5] Klasik kaynaklarda Kur’an’ın cem‘i süreci.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir